01-DiLAVER SELVi - KİTABOOKU - Blogcu



KİTABOOKU

İLK YARATILAN NUR

13/6/2007 · Kategori: 01-DiLAVER SELVi


Rasulullah Efendimiz varlıkların özü, aslı ve çekirdeği olmuştur. İlâhi nur ve feyz O�nun üzerinden diğer varlıklara intikal etmiştir. Şeref li ruhu ve bedeniyle bütün âlemlere rahmet yapılmıştır.

Varlığın başlangıcı çok merak edilen bir konudur. Temel soru şudur: Bu varlık aleminde ilk yaratılan nedir ve yaratılış şekli nasıl olmuştur? Bu konuda hak dinler ve özellikle İslâm insanlara gerekli olan bilgiyi özetle vermiştir; ayrıca felsefî ekoller de bu soruya cevap aramıştır.

Doğru kaynak, doğru bilgi

Hemen şunu hatırlatalım: Bu soruya, akıl, tefekkür, tecrübe ve deney ile değil, ancak vahiy kaynağından öğrenilecek ilimle doğru bir cevap verilebilir. Aslında şunu bilmek yeterlidir: Yüce Allah�ın dışındaki bütün varlıklar sonradan yaratılmıştır; hepsi yüce Allah�ın ilim, irade ve kudretiyle varlık alemine gelmiştir. Yaratıcımızın tek ilâh yüce Allah olduğunu bilmek farzdır;  fakat varlıkların yaratılma sıra ve seyrini bilmek zorunlu değildir. Bu konuda bilgi alabileceğimiz tek sağlam kaynak Kur�an ve Sünnet�tir.

Kur�ân ve Sünnet, bizlere varlığın yaratılış seyri ve evreleri hakkında özet bilgi vermiştir. Özellikle hadislerde ilk yaratılan şeyle ilgili bazı bilgiler verilmiştir. İlk yaratılan şeyin, kalem, akıl, su, arş ve Nur-i Muhammedî olduğu hakkında rivayetler vardır. (Bkz. İbn Hacer, Fethü�l-Bârî, 6/430; Aynî, Umdetü�l-Kârî, 543)

Biz bu yazımızda özellikle Nur-i Muhammedî hakkındaki rivayet üzerinde duracağız. Rasulullah s.a.v. Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

�Ben yaratılışta peygamberlerin ilki, gönderilişte sonuncusuyum.�1

Varlığı varlıkların özü

İslâm alimleri bu konuda şu açıklamaları yapmışlardır:

Rasulullah Efendimiz varlıkların özü, aslı ve çekirdeği olmuştur.2 İlâhi nur ve feyz O�nun üzerinden diğer varlıklara intikal etmiştir.3 Şerefli ruhu ve bedeniyle bütün âlemlere rahmet yapılmıştır.4 Mübarek ismi Levh-i Mahfuz�da peygamberlerin ilki olarak yazılmıştır.

İmam Rabbanî k.s., Mektubat isimli eserinde Allah Rasulü s.a.v. hakkında çok güzel ve orijinal bilgiler vermiştir. Bir mektubunda özetle der ki:

�Allah Rasulü s.a.v. kainatta yüce Allah�ın muhabbet tecellisidir. Âlemin yaratılış sebebi bu ilâhi sevgidir. Yüce Allah cemali ve celaliyle bilinmek istemiş ve bunun için mahlukatı yaratmıştır. Varlıkların yaratılışında bir zorlama yoktur, sadece sevgi vardır. Bu sevgiye ilk mazhar olan da en sevgilidir. Yüce Allah�a varlıklar içinde en sevgili olanı habibi Hz. Muhammed s.a.v.�dir. O ilâhi takdirde ilk sırayı aldığı gibi, varlık âlemindeki tecellide de ilk sırayı almıştır. O�nun nuru bütün varlıklardan önce yaratılmıştır. Bunu haber veren hadisler mevcuttur.

Ayrıca bu nur ve o yüce ruh, bütün peygamberlerin, velîlerin ve müminlerin nur, marifet, ilim, sevgi ve feyz kaynağı yapılmıştır. O�nun aracılığı olmadan kimseye bir nur, marifet, ilim, sevgi ve feyz gelmez. O�nun aracılığı ile ilim, feyz ve nur almaları peygamberlerin faziletini düşürmez, peygamberliklerine bir noksanlık getirmez.

Bütün peygamberler O�nun ümmeti olmaktan ve kendisine tabi olmaktan şeref duyarlar. Zaten ahirette hepsi O�nun sancağı altında toplanacaktır. Yüce Allah bu işe O�nu tercih etmiş ve kendisini bütün âlemlere rahmet yapmıştır. Allah büyük lütuf sahibidir; onu dilediğine verir.�5

İlk yaratılış mahiyeti

İmam Gazalî rh.a., hadiste bahsedilen ilk yaratılışın vücut olarak değil, ilâhi takdir ile Levh-i Mahfuz�a yazılması şeklinde olduğunu belirtmiştir.6 Molla Aliyyü�l-Kârî rh.a. ise, peygamberler içinde ilk olarak Allah Rasulü s.a.v.�in ruhunun yaratıldığını belirttikten sonra ayrıca şunları ekler:

�Bu hadiste, Allah Rasulü�nün zerreler âleminde ilk olarak yaratılması, yahut ilâhi takdirle Levh-i Mahfuz�a ilk olarak yazılması veya meleklere ilk olarak gözükmesi de kastedilmiş olabilir.�7
Diğer hadislerde şöyle buyurulmuştur:

�Âdem henüz yaratılış çamuru içinde yoğrulmakta iken, ben Allah katında peygamberlerin sonuncusu olarak takdir edilmiştim.�8

�Âdem ruhu ile cesedi arasında iken ben peygamber olarak yazılmıştım.�9

Cafer-i Sadık k.s. demiştir ki: �Allah Tealâ her şeyden önce Hz. Muhammed s.a.v.�in nurunu yaratmıştır. Allah Tealâ�nın birliğini ilk ikrar eden O�nun nuru ve ruhudur. Allah Tealâ Kalem�e ilk olarak �Lâ ilâhe illallah Muhammedü�r-Rasulullah� yazdırmıştır.�10

Allâme Takiyüddin Sübkî rh.a.�in şöyle dediği nakledilir:

�Hz. Rasulullah s.a.v.�in peygamberliği Hz. Âdem a.s. yaratılmadan önce sabit olmuştur. Bu hadisi Hz. Rasulullah�ın sadece Levh-i Mahfuz�a ileride gelecek bir peygamber olarak yazılması şeklinde anlamak uygun ve doğru değildir. Çünkü bütün peygamberler aynı şekilde Hz. Âdem yaratılmadan önce Levh-i Mahfuz�a peygamber olarak yazılmışlardır. Hz. Rasulullah s.a.v.�in kendisine has bir özellik olarak zikrettiği bu durum, özel bir hali anlatmak içindir. O da Hz. Rasulullah�ın ruh-u şerifiyle ve hakikatiyle mevcut olup, peygamber olarak ilan edilmesidir. O bütün peygamberlerin ilkidir ve hepsinin peygamberidir. Bunun için yüce Allah bütün peygamberlerden O�na iman ve yardım etmeye dair söz almıştır.

Bu işin hakikatini ancak yüce Yaratan ve ilâhi nur ve bilgi ile kendisini desteklediği kimseler bilir. Yüce Allah Hz. Rasulullah s.a.v.�i bu sıfatıyla hazırlamış, O�nu lütuflarına gark etmiş, ismini Arş�a yazmış, kendisini bütün meleklere ve âleme tanıtmış ve böylece katındaki şeref ve kıymetini göstermiştir. Hz. Rasulullah o zamanda bu sıfat ve hakikatiyle mevcuttu, şerefli bedeniyle daha sonra gelmesi buna mani değildir.�11

Alemin rahmet pınarı

Allame İbn Receb Hanbelî rh.a., Hz. Rasulullah s.a.v.�in ruhu ile âlemi şereflendirmesi hakkında der ki:

�Hz. Rasulullah s.a.v., Hz. Âdem yaratılmadan önce kendisine peygamberliğin verildiğini haber vermiştir.  Bu durum ilâhi ilimde olan bu hükmün Levh-i Mahfuz�a yazılmasından sonra üçünce mertebede gerçekleşmiştir. Bu mertebe, saadetli ruhunun yaratılması ve varlık alemine intikal etmesidir. Böylece O�nun peygamberliği kesinleşmiş ve başlamıştır. Hiç şüphesiz insan cinsinin yaratılmasındaki asıl maksat, Allah�ın habibi Hz. Muhammed s.a.v.�dir. O, insanlığın özü, çekirdeği, en seçkini ve varlık âlemine intikalinin en güzel vasıtasıdır.�12
İmam Abdülgani Nablusî rh.a. der ki:

�Peygamberimiz Hz. Muhammed s.a.v. herkese fayda verir; bütün peygamberlerin ruhları, âriflerin ve salihlerin kalpleri, elde ettikleri ilimleri, ilâhi hikmetleri, rabbanî marifetleri ve Melekût Âlemi�nin sırlarını Rasulullah Efendimiz�in ruhundan alırlar. Bunun için O�na, �Ruhların Babası� denir. Yukarıda saydığımız bütün ilimler O�nun ilminden, hikmet ve marifetinden alınmadır. Yüce Allah Rasulullah s.a.v. Efendimiz�i zatı ile insanlar arasında bir geçit ve tecelli mahalli yapmıştır. Bunun için Hz. Âdem a.s. Rasulullah Efendimiz�le miraçta karşılaşınca O�na; �Ey vücuduyla evladım, maneviyatıyla babam olan (varlık alemine geliş sebebim olan) zat� demiştir.�13

Üstad Bedizzaman rh.a.�in belirttiği gibi, Allah Rasulü s.a.v.�in bu hali akılla değil, iman nuru ile anlaşılır ve görülür. Efendimiz bu âlemin çekirdeğidir. Aynı zamanda en güzel meyvesidir. İlâhi ilimde varlık O�nun nuru ile başlatılmış, O�nun saadetli vücuduyla da insanlık kemale erdirilmiştir. Bu yüce Allah için kolay bir iştir. Bir kimse güzel bir ikrama önce dostundan başlar. Yüce Allah da cemalini ve kemalini, kudret ve azametini göstermek istedi, bunun için varlık âlemini ve insanı yarattı. İşte yüce Allah bu muazzam tecelliye dostu Hz. Muhammed s.a.v.�in nuru ile başladı.14

O nura ulaşmak için

Muhammed Senâullah Mazharî k.s., Tefsirü�l-Mazharî adlı tefsirinde der ki:

�Allah nurunu âleme yaymıştır. Bu nuru alma yolu, âlemlere rahmet yapılan Hz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz�dir. Kim kalbini O�na çevirir ve O�nun kalp aynasında parlayan nura yönelirse, yöneliş derecesine göre o nurla kalbi aydınlanır. Bazıları O�ndan imanın suretini alır; dünyada küfürden, ahirette ateşten kurtulur. Bazı kalpler O�ndan farklı derecelerde imanın hakikatini alır, kâmil insan olur. Bazı insanlar da O�ndan hiç nur alamaz, küfür içinde kalır, sapıtır.�15

O nurdan bolca nasiplenen kâmiller, yeryüzünde nurun taşıyıcısı olurlar. Bu konuda Rasulullah s.a.v. Efendimiz şöyle buyurmuştur:

�Allah Tealâ�nın yeryüzündeki insanlar içinde (feyz ve nur) kapları vardır. Rabbinizin kapları salih kullarının kalpleridir. Bu kalplerin O�na en sevgili olanları da en yumuşak ve en ince olanlarıdır.�16

İmam Büsurî rh.a., Kaside-i Bürde adlı meşhur eserinde, âlemlere rahmet Efendimiz�i tanıtırken, şöyle der:

�O, güneş gibidir; göz O�na uzaktan bakınca küçük gibi gözükür, fakat O�na yakından bakınca, şuasından bakmaya güç yetiremez.

O�nu en güzel tarif eden söz şudur: Hz. Muhammed s.a.v. yaratılmış bir beşerdir; fakat Allah�ın yarattığı bütün varlıkların en hayırlısıdır.

Bütün peygamberlerin getirdiği ve gösterdiği mucizeler, O�nun nurundan aldıkları kuvvet ve feyizle olmuştur.

Hz. Muhammed s.a.v. fazilette bir güneştir; diğer peygamberler ise O�nun yanında birer yıldız gibidir, O�ndan aldıkları ışığı karanlıklarda insanlara yansıtmaktadırlar.�

İbn Hacer-i Heytemî rh.a. bu beyitleri açıkladıktan sonra der ki:

�Bütün peygamberler ışıklarını Hz. Muhammed s.a.v.�den alırlar, çünkü O hepsinin en büyük sultanı, övülmeyi hak eden en şerefli reisi ve en yüce imamıdır.�17

Efendimiz s.a.v. maneviyat aleminin güneşidir. Bu güneşin ışığı süreklidir; O, dünyada olduğu gibi ahirette de en parlak şekilde nur vermeye, ışık saçmaya devam edecektir. Çünkü O bütün âlemlere rahmet yapılmıştır.

Bu rahmet, bizim için gönderilmiştir; şükür ki, bizler ümmet olarak O�nun payına düştük; buna razı olalım, sevinelim, bu rahmeti tanımaya ve ışığıyla aydınlanmaya bakalım.


1 Taberî, Câmiu�l-Beyân, 19/23; Beyhakî, Delâilü�n-Nübüvve, 1/42; Süyûtî, ed-Dürrü�l-Mensûr, 6/570; Deylemî, Firdevsü�l-Ahbâr, no: 4883.
2 Bkz: İbn Acibe, el-Bahru�l-Medîd fi Tefsiri�l-Kur�ani�l-Mecid, 6/34.
3 Nebhânî, Cevâhirü�l-Bihâr fî Fedâili�n-Nebiyyi�l-Muhtâr, 3/376-377.
4 Bursevî, Rûhu�l-Beyân, 5/630; Nebhânî, Cevâhiru�l-Bihâr, 3/34, 376, 377.
5 Bkz: İmam Rabbanî, Mektubat, 121. Mektup.
6 Kastalânî, el-Mevâhibü�l-Ledünniyye, 1/42.
7 Aliyyü�l-Kârî, Şehü�ş-Şifâ, 1/109.
8 Hakim, Müstedrek, 2/453; Ahmed, Müsned, 4/127, 128; İbn Hıbban, Sahih, no: 6404; el-Muttakî, Kenzü�l-Ummâl, no: 32114.
9 Tirmizî, Menakıb, no: 3609; Hakim, Müstedrek, 2/665; Ahmed, Müsned, 5/59; Taberânî, el-Kebir, 20/353.
10 Bkz: İbnu Acibe, el-Bahrü�l-Medid, 7/38.
11 Şâmî, Sübülü�l-Hüdâ, 181; Nebhânî, Hüccetullahi ale�l-Âlemin, 1/41; Hafacî, Nesimü�r-Riyâd, 1/379-380; Süyûtî, Hasâisü�l-Kübrâ, 1/4.
12 İbn Receb, Letâifü�l-Meârif, 159-162.
13 Abdülgani Nablusî, Şerhu�s-Salati�l-Meşişiyye, (Ataullah İskenderî�nin, Unvânü�t-Tevfik fi Âdabi�t-Tarik kitabıyla birlikte) s. 70.
14 Bkz: Saîd Nursî, Sözler, 31. Söz.
15 Senâullah Mazharî, Tefsirü�l Mazharî, 6/411-412.
16 Ebû Nuaym, Hilye, 6/97; Abdullah b. Ahmed, Zevaidü�z-Zühd, 153; Süyûtî, es-Sağîr, nr. 2375.
17 Heytemî, el-Umde fî Şerhi�l-Bürde, s. 281-292.

Kalıcı Bağlantı Yorum (20) Yorum yaz!

YAKIN OLMA ÜSTÜNLÜĞÜ

5/5/2007 · Kategori: 01-DiLAVER SELVi


İnsan neye bağlıysa onunla anılır, değeri onunla ölçülür. Bu bağlılık kendinden geçme noktasına gelince de onun gibi olur. Artık o iyiyse iyi, kötüyse kötüdür. Bu nedenle insan, iyilerden olmak, iyilerle anılmak için nisbeti neyedir, kalbi neye bağlıdır dikkat etmesi gerekir.

Nisbet, bir şeye ait olmak, bağlı olmak, ilgi duymak demektir. Lügatte farklı manalarda da kullanılıyor olmasına rağmen tasavvufa ilgi duyanlar için daha çok bu manayı taşıyor. Bir yere, bir şeye bağlanmak, oraya ait olmak zaten tasavvufun temel kaidesidir.

Bu anlam açısından bakıldığında nisbet iki türlüdür. Kişinin kendi iradesiyle isteyerek veya istemeden irade dışı olarak. Mesela bir kimsenin babasına veya vatanına ait olması iradesi dışında gerçekleşmiştir. Nisbetin bu türlüsünün hakkını vermek de son derece önemlidir. Özellikle ana-baba hakkı Cenab-ı Mevlâmızın hakkından sonra ikinci sırada gelir.

Fakat aslolan iradeli nisbettir. Yani kişinin kendi aklı, fikriyle karar vererek bir yere bağlanmasıdır. Buna intisap da denir.

Bu nisbet, insanın kendisini bir zata, makama, işe veya davaya ait görmesi ve adamasıdır. Bunda istek, sevgi, tercih ve karar vardır. Kişi gönlünü ortaya koymuştur. Bunun için önemlidir. Bu tür nisbet insan için bir ameldir, kasdı olan, bir gayeye yönelmiş bilinçli bir davranıştır. Böyle davranışlarda neye yönelindiğine, ne gaye edildiğine bağlı olarak iki sonuçtan birini verir: Hayır veya şer, fazilet veya rezalet, cennet veya cehennem...


Allah'a kul olma nisbeti

Her insan, gönlünde neyi dert edindiği ve ulaşmaya çalıştığı hedefi ile ölçülür ve değerlendirilir. Her varlık değerini veya değersizliğini nisbet edildiği şeyden alır. Yüce Mevlâ için olan işler yücedir; dünya için olan işler ise buna nisbetle daha basit, daha kıymetsizdir.

Kâinatta bütün izzet, şeref, yücelik ve güzellik Allah'a aittir. O�na nisbet edilen her şey azizdir, şereflidir, yücedir, güzeldir. Müminler için en güzel nisbet 'Allah'ın kulu' diye anılmalarıdır.

Büyük müfessir Fahreddin-i Razî rh.a. der ki:

'Hz. Muhammed s.a.v. miraçta en yüksek makamlara, en yüce derecelere ulaştığı ve ilâhi huzura alındığı zaman Allah Tealâ, kendisine:

- Ey Muhammed, seni ne ile şereflendireyim? diye sordu. Hz. Peygamber de:

- Rabbim, beni kulluk sıfatıyla zatına nisbet et, bu bana şeref olarak yeter, dedi. O zaman Allah Tealâ:

'Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah ne kadar yücedir.� ayetini indirdi.' (Tefsir-i Kebir)

Hiçbir müslüman Hz. Muhammed s.a.v.'i 'Allah'ın en sevgili kulu' sıfatından daha güzel bir sıfatla anlatamaz.

Hıristiyanlar Hz. İsa a.s.'ı Allah'a yanlış nisbet ettiler, onu kulluk sıfatından çıkardılar, Yüce Yaratıcı'nın oğlu ve ortağı görüp haddi aştılar, Allah�ın gazabına uğradılar.

Kulun Allah'a nisbeti de dilden değil, gönülden olmalıdır. Gönülsüz nisbet kabul edilmez. Münafıkların, 'Biz de müminiz' sözlerine karşılık Yüce Allah'ın, 'Hayır onlar mümin değildir.' demesi gibi. (Bakara, 8-9)


Ümmetine düşkün bir peygamber

Müminler için en şerefli nisbetlerden biri de, Allah'ın habibi Hz. Muhammed s.a.v.'e ümmet olmalarıdır. Bu nisbet, mümini Hz. Peygamber'in bir parçası yapar. Hem de gönlünün içinde bir parça. Bu vefalı gönül o parçasını almadan cennete girmez.

Rasulullah s.a.v., 'Benim şefaatim ümmetimin büyük günah işleyenleri içindir.� buyurarak, kendisine azıcık nisbeti ve muhabbeti olan her ümmetine sahip çıkacağını müjdelemiştir.

Hz. Peygamber s.a.v.'e nisbet de gönül, sevgi ve samimiyet ister. Bunun için bir kimse peygamberin oğlu olsa, ona irade ve sevgisiyle iman etmedikçe, kendisinin parçası ve ehli olmaz, ondan bir fayda görmez. Hz. Nuh a.s.'ın oğlu buna örnektir. Oğlu kendisini inkâr ettiği için ehli sayılmamış ve tufanda helak olmaktan kurtulamamıştır.

Aynı şekilde Rahmet Peygamberi'nin amcası Ebu Leheb inkârı yüzünden ondan bir fayda görmemiştir; fakat İran'dan gelip iman eden Selman-ı Farisî r.a. Ehl-i Beyt'ten olmuş ve o rahmet sayesinde ebedi cenneti bulmuştur. Bu yol kıyamete kadar gelecek bütün insanlara açıktır.


Allah dostlarına bağlılık

Allah dostlarına gönül vermek, onlara nisbet edilmek, kendilerini sevgiyle benimsemek de en şerefli nisbetlerdendir. İnsan velilere imanı, muhabbeti ve onlara benzeme gayreti sebebiyle o güzide cemaate nisbet edilir ve onlardan sayılır. Onun için hadisteki şu müjde gerçekleşir:

'Kim bir kavme benzerse, o da onlardan sayılır.'

'Herkes sevdiğiyle beraberdir.' hadisi de bir taraftan müjde verirken, diğer yandan �sevdiğinden ayrılma!� ikazını yapmaktadır.

İmam Rabbanî k.s., velilleri sevmenin kıymetini şöyle ifade eder:

'Ehlullahı sevmek, Allah'ın en büyük nimetlerinden birisi sayılmalıdır. Cenab-ı Hak'tan istenen; bu muhabbette istikamet üzere olmaktır. Bu büyüklere bağlılık sebebiyle hasıl olan az bir şey de çok kabul edilmelidir; zira o az değildir.' (Mektubât, 142. mektup)

Velilere nisbetin de bir hakkı vardır. Her şeyden önce samimiyet ve vefa istenir. Samimiyet gönülden sevmek, vefa ise peşlerinden gitmektir.

Bir arif der ki: 'Mürid, şeyhi ile övünen kimse değildir; gerçek mürid, güzel ahlâkından dolayı mürşidinin kendisiyle övündüğü kimsedir.'

Manevi nisbet

İbrahim-i Dusûkî k.s., manevi intisabı şöyle açıklar:

'Kim iffetli, şerefli ve temiz ahlâklı değilse, o benim evladım değildir, bizzat sulbümden gelse bile... Kim de dinin hükümlerine, mana yolunun edeplerine sarılır, günahlardan sakınır, zühd, vera ve az yemeyi elde ederse, o benim hakiki evladımdır, isterse dünyanın öbür ucundan gelen birisi olsun...' (Şa'rânî, el-Envârü'l-Kudsiyye, 1/99)

Şah-ı Nakşıbend k.s. Hazretleri'ne 'Hazretinizin silsilesi nereye kadar ulaşıyor?' diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir:

'Silsile ve şecere ile kimse bir yere ulaşamaz!'

Tahirü'l-Mevlevî bu cevaptaki inceliği şöyle açıklar:

'Herkes Allah için yaptığı amele baksın, mensup olduğu silsileye veya sahip olduğu mevkiye güvenip amelden geri kalmasın. Elinden geleni yapsın, sözle oyalanmasın, şekilde kalmasın.' (Tahirü'l-Mevlevî, Mesnevî Şerhi, 1/75)

Seyyid Sıbgatullah Arvasî k.s. demiştir ki: 'Birine mensup olmaktan maksat, manevî intisaptır. Yani onun yolundan gitmektir. Zahiren mürşitle beraber olmak yetmez, çünkü şekle itibar edilmez.'(Minah, s. 70)

'Kötü ameli kendisini hayırlardan geri bırakan kimseyi nesebi ileri geçiremez!'

(Ebu Davud, Tirmizî, İbn Mâce) hadis-i şerifi de Rasulullah s.a.v. Efendimiz�den bütün ümmete bir uyarıdır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::

<-- Zirve100 kodu baslangici -->
Zirve100 En iyi

Zirve100 En iyi