KİTABOOKU - Blogcu




KİTABOOKU

Allah Kulundan Vazgeçer mi?

3/1/2009 · Kategori: 04-TASAVVUF





Menkıbeler, içinde ibretli hayatlardan tablolar taşıdığı için birçok kez, sözle uyarmaktan daha tesirli olabiliyor. Menkıbenin üslubundaki hikaye etme, olayı insanların zihnine işliyor, yaşanmış olması, beraberinde bir kez daha yaşanma ihtimalini getirdiğinden etkileyici ve sarsıcı oluyor.

Semerkand Yayınları, menkıbelerin bu etkileyici üslubundan istifade ederek Allah dostlarının ibadet hayatıyla ilgili bir seçki hazırladı. Klasik kitaplardan derlenen ve konularına göre tasnif edilen menkıbelerde, yaşanmış olaylardan yola çıkarak Müslüman’ın hayatında önemli olan bazı konularda uyarılarda ve nasihatlerde bulunuluyor. Allah dostunun hayatında yaşadığı olaylara verdiği karışıklara, karşılaştığı soru ve sorunlara yaklaşımlarına yer veren kitap, rahat ve anlaşılır üslubu ile her kesinden okuyucuya hitap ediyor.

Kitaptan bir örnek:

Bir gün aciz ve zayıf bir kadın Ahmed b. Hanbel’in yanına geldi ve sordu: “Devlete ait meşalelerin ışığı altında, yazın, damda iplik eğiriyorum. Şöyle ki: Sultanın adamları yoldan geçerken ortalık aydınlanıyor, iplik eğirme imkanı oluyor? Bu caiz mi, değil mi?”

Ahmed b. Hanbel “Sen kimsin ki, böyle sorular soruyorsun?” deyince kadın “Ben, Bişr b.Haris’in kardeşiyim” dedi. Bunun üzerine İmam Ahmed hüngür hüngür ağladı ve “Bu çeşit bir takva ancak onun gibisinin evinden zuhur eder” deyip ekledi: “Asla-senin için – caiz değildir. Söylediklerime kulak ver ki, saf suyun bulanmasın. Biraderin olan o tertemiz rehbere uy! Bu suretle öyle bir mertebeye ulaşırsın ki, onların ışığında iplik eğirmek istediğin zaman senin elin sana itaat etmez. Kardeşin öyle biriydi ki (helallığı) şüpheli olar bir yemeğe elini uzatmak isteği zaman eli kendisine itaat etmez ve derdi ki “benim bir sultanım var, ona” gönül” diyorlar. O, takvaya rağbet etmektedir, ben de buna muhalefet etme gücüne sahip değilim.”

Kalıcı Bağlantı

HOR BAKMA GARİBE

4/5/2007 · Kategori: 04-TASAVVUF

Image Hosted by ImageShack.us


Sokak ortasında bir adam. Ayakta zor duruyor. Etrafta olup bitenler, hiçbir şey onu ilgilendirmiyor. Gelip geçen insanların hakaretleri, hor bakışları da.

Daha “önüne baksana sarhoş herif” diye sataşan adama yüzünü çeviremeden, diğeri “aşağılık mahlûk” diyerek geçip gidiyor. Bir başkasının tükürür gibi söylediği “ahlâksız berduş” sözü duyuluyor.

Tam bu esnada, herkesin hürmet ettiği, duasını talep ettiği Şeyh Efendi sokağın başında görünüyor. Üzüntülü bir yüz ifadesi var.

Şeyh Efendinin geldiğini görenler saygıyla kenara çekiliyor. O da kalabalığın arasından geçerek adama doğru ilerliyor. Adam saygılı bir eda ile kendini toparlamaya çalışıyor ama nafile. Bir türlü dengede duramıyor. Şeyh Efendi, biraz daha ilerliyor ve etraftakilere şöyle diyor:

- Bu kardeşimiz, insanı sarhoş eden bir günah işledi. Bunun için işlemiş olduğu günahı hepiniz görebiliyorsunuz. Eğer bütün günahlar insanı sarhoş etseydi, şu sokakta ayık dolaşan bir tek insana bile rastlamak mümkün olmazdı.

İnsanlar şaşkın. Şeyhin sözleri ise dünya durdukça ibret alınacak bir hikmet incisi.

Hiç şüphe yok, günah kötü bir şey. Günah işlemek de öyle. Fakat günahı işleyen kişi, sonuçta kardeşimiz. O halde günaha tepki gösterirken şahısları ve şahsiyetleri ayrı tutmaya özen göstermek gerekir. Aksi halde günaha buğz ederken büyük bir günaha girilebilir. Bu günah, imanlı bir kalbe ve şahsiyete buğzetme, bir de onu hor görüp kibirlenme günahıdır.

Peki ölçü nedir? Günah işleyen kişiyi iki yönüyle ele almak gerekir: Allah’ın yasakladığı fiiline buğz ederken, imanından dolayı şahsını sevmek. Şöyle söyleyelim: Kestane yemek isteyen, dikeninden titizlikle ayırması gerekir. Aksi halde elini kanatır.

Rasulullah s.a.v. Efendimiz, işlediği zina suçunu itiraf ederek cezasını bu dünyada çekmek isteyen Maiz r.a.’a recm cezasını uygulattırmıştı. Başka bir sahabi dedi ki:

- İşlediği gizli günahı açıkladı ve bir köpek gibi öldü.

Rasul-i Ekrem s.a.v. kaşlarını çattı ve buyurdu ki:

- Arkadaşınızı gıybet ettiniz. Allah’a yemin ederim, Maiz öyle bir tevbe etti ki yeryüzündeki bütün günahkarlara dağıtılsaydı kâfi gelirdi. (Buhari, Müslim, Müsned)

Buradan şunu anlıyoruz: Rasulullah s.a.v. Efendimiz, bir taraftan işlenmiş olan günaha gereken cezayı bütün ağırlığı ile uygulatırken, günahı işleyen sahabinin şahsiyetini titizlikle koruyor.

Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in bu hassasiyeti, kâfirler hakkında bile söz konusudur. Mekke’de onüç yıl boyunca müslümanlara nefes aldırmayan, her türlü eziyeti reva gören, sonunda hicret etmek zorunda bırakan müşrikler, Medine’nin eteklerine, Uhud’a kadar gelmişlerdi. Yapılan savaşta amcası ve süt kardeşi olan Hz. Hamza r.a. şehit edilmiş, halasının oğlu Abdullah b. Cahş r.a. kütükte doğranan et gibi parçalanmıştı. Birçok şehdin yanı sıra Efendimiz’in de mübarek başı yarılmış, dişleri kırılmış, vücudu kan revan içinde kalmıştı.

Düşmanlarının bütün öfkeleriyle üzerlerine çullandıkları bu hengamede bile Rasulullah s.a.v. Efendimiz, beddua edecek yerde şöyle yakarıyordu:

“Allah’ım kavmimi bağışla. Çünkü onlar bilmiyorlar.” (Buharî, Müslim)

Medine’ye hicret ettiğinde Efendimiz s.a.v.’in ilk icraatlarından birisi, müslüman olsun olmasın bütün insanların haklarını koruyacak bir anayasa hazırlamak olmuştu. Bu anlayış, asırlar boyunca bütün müslümanların temel dayanağı olmuş, gayri müslimler müslümanlarla bir arada huzur içerisinde yaşamışlardır. Çünkü bütün insanlar, tek olan Allah’ın kulları, aynı babanın, Hz. Adem a.s.’ın çocuklarıdır. İslâm’ın biricik hedefi, insanları bu gerçeğe davet etmektir. Bundan dolayı her bir müslüman, muhataplarını en güzel şekilde davet etmeli, onların hidayeti için dua etmelidir.

Şu bir gerçek; inkârcılık yeryüzünde yapılabilecek en büyük haksızlık ve zulümdür. İnanan bir insanın, küfrü benimsemesi veya sevmesi söz konusu olamaz. Onları dost edinmesi de mümkün değil. Ama onlarla birlikte yaşıyorsanız eğer, komşuluğu en güzel şekilde yapmanız dinimizin emri. Onların ebedi mutluluğu kazanabilmeleri için çalışmak ve dua etmek ise Efendimiz s.a.v.’e ümmet olmanın bir gereği.

Saadet Asrı’ndan günümüze, inananıyla inanmayanıyla, iyisiyle kötüsüyle insanlarla birlikte yaşamanın binlerce güzel örneği vardır. Bize düşen, kendi hatalarımız ve günahlarımızla meşgul olmak, tevbe edip onlardan kurtulmaya çalışmak olmalı.

İbrahim Hakkı Erzurumî k.s. Hazretleri’nin şu beyitlerini iyi düşünmeliyiz:


Harabat ehline hor bakma şakirt

Defineye malik viraneler var.


Kalıcı Bağlantı

« Önceki :: Sonraki »

<-- Zirve100 kodu baslangici -->
Zirve100 En iyi

Zirve100 En iyi