Ancak
insanlar bu cezanın yaptığı zulmün, haksızlığın karşılığı olduğunu
bazen anlayamazlar da zalimin, haksızın yaptığı yanına kaldı sanırlar.
İşte size irşat eserlerinde haksızlık ve zulüm karşılığı olaylardan bir misal...
Bir gün Musa Aleyhisselam:
- Ya Rabbi! der, bazı insanlar zalimin yaptığı yanına kalıyor
sanıyorlar. Halbuki senin adaletin eninde sonunda gerçekleşmekte, zalim
zulmünün karşılığını mutlaka bir sebeple görmektedir. Bana gerçekleşen
bu adaletinin bir örneğini göster ki, onu insanlara anlatayım da kimse
zulüm ve haksızlık yapma cesareti bulamasın kendinde. Eninde sonunda
zulmünün karşılığını göreceğini anlasın herkes. Rabb'imiz:
- Ya Musa der, sahrada dört yolun kesiştiği yerdeki çalılıkta
saklanarak çeşme başında cereyan edecek olayları seyret de gör bakalım
zalim, haksız nasıl eninde sonunda zulmünün, haksızlığının karşılığını
görmektedir...
Musa Aleyhisselam, tarif edilen yerdeki ağaçların arasına
gizlenerek karşıdaki çeşme başında yolcuların yaşayacağı olaylara
bakmaya başlar.
İlk olarak bir atlı gelir çeşmenin başına. Atından iner,
üzerindeki heybesini alıp ağacın gölgesinde oturup yemeğini yer, suyunu
içer, içinde altınları bulunan heybesini orada unutarak atına binip
uzaklaşır.
Arkasından gelen ikinci yolcu, çeşmeden suyunu içer, etrafa
bakarken ağacın dibinde bir heybe görür. Kaptığı gibi heybeyi gözden
kaybolur. Onun arkasından iki gözü de görmeyen üçüncü yolcu gelir, o da
eğilerek çeşmeden suyunu içer, bir kenara çekilerek şöyle birazcık
dinlenmek isterken heybenin sahibi ilk yolcu atıyla çıkagelir, öfkeyle
heybesini aramaya başlar. Yaşlı bir adamdan başka da kimseyi
görmeyince:
- Burada unuttuğum heybemi sen alıp sakladın, ya paramı verirsin yahut da canını!.. der. İhtiyar:
- Ben iki gözü de görmeyen bir adamım. Senin heybenin nerede
olduğunu ne bileyim!.. diyerek sert karşılık verince, öfkesi başına
sıçrayan atlı, 'Bu yaşta beni mi kandıracaksın?' diyerek bir vuruşta
ihtiyarı yere serer, ölümüne sebep olur. Hemen atına atlayıp oradan
uzaklaşır.
Bunları bulunduğu yerden seyreden Musa Aleyhisselam:
- Ya Rabbi, der, bu atlının içi para dolu heybesini arkasından
gelen genç bir yolcu alıp gitti, cezayı ise ondan sonra gelen yaşlı
adam çekti. Adalet neresinde bunun?.. Rabb'imiz şöyle hitap eder:
- Ya Musa! İnsanlar böyledirler işte. Hep hadiselerin dışına
bakarlar, içindeki kaderin adaletini çoğu zaman göremezler. Burada
herkes geçmişte yaptığının karşılığını gördü, diyerek işin geçmişini
şöyle açıklar:
- Para dolu heybesini çeşmenin başında unutan atlı, vaktiyle
yanında çalıştırdığı fakir bir adamın hakkını vermedi, yoksul adamın
hakkı kaldı üzerinde... İşte heybeyi alıp giden genç yolcu, o yoksul adamın çocuğudur.
Aldığı para babasının hakkı olan paraydı. Onu alıp gitti. Böylece
kaderin adaleti yerini bulmuş, çocuk babasının verilmeyen hakkını alıp
gitmiş oldu. Ölen ihtiyara gelince:
- O da astığı astık, kestiği kestik denecek derecede zalimin
biriydi... Nice kavgalara, zulümlere karışmış, yaptığı hep yanına
kalmıştı. Son olarak da atlının babasını öldürmüş, yaptığı yanına kaldı
sanmıştı. Nihayet atlı da geldi, parasını aldı zannıyla babasını
öldüren adamı bir vuruşta öldürdü, tıpkı onun da babasını bir vuruşta
öldürdüğü gibi.
Bundan sonra Rabb'imiz Hazreti Musa'ya şöyle hatırlatmada bulunur:
- Ya Musa! Söyle kullarıma, hikmetini bilemedikleri olaylara
itiraz yollu bakmasınlar. Bilsinler ki, bir yapana bir başka yapan
çıkacak, kimsenin yaptığı zulüm, haksızlık yanına kalmayacak, kaderin
adaleti eninde sonunda yerini bulacaktır. Atlı adamın çalıştırdığı
işçisinin hakkını sonunda heybe dolusu parayla ödediği gibi, babasını
bir vuruşta öldüren adamı da kendisi bir vuruşta aynı şekilde öldürdüğü
gibi... Onun için büyüklerimiz demişler ki:
"Hak Teala bir kulun hakkını bir başka kul ile alır; bilmeyen gafil onu kul kendi yaptı sanır!"
|