Ney tutkunları buraya
16/10/2008 · Kategori: 13-DERGiLER
Ney tutkunları buraya
Ney Dergisi'nin yeni sayısı dopdolu bir içerikle okuyucusuna kavuştu.
Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan dergi, merakla beklenen bu son sayısında birbirinden güzel röportaj ve dosyalarla okuyucusuna merhaba dedi.
“Musiki Tarihimiz” kapağıyla çıkan dergi okuyucularına
Reha Sağbaş yorumuyla çok geniş bilgiler veriyor. Prof. Dr. İsmail Hakkı Nur “Sessizliğin Ardındaki Hikmet” isimli yazıyı kaleme alırken, Sabiha Tak “Tasavvufta Lale’ye bakış” isimli yazısıyla dergiye renk katıyor.
Ayrıca Ney Dergisi ve Neyforum.biz işbirliği ile gerçekleştirilen Neyzenlerin Konya ve Küçük Ayasofya buluşması da derginin ilgi çekici bölümlerini oluşturuyor.
Yeni sayının röportaj konuğu olan Ney yapımcısı Ömer Özçelik meraklılarına tatmin edici ve yön gösteren bilgiler veriyor. Zeytinburnu Belediyesi tarafından Kültür Sanat hayatımıza kazandırılan “Neyhane” de derginin dikkat çeken bir diğer konusu.
Genel Yayın Yönetmenliğini Neyzen Ali Özkan Demir’in yaptığı derginin editörlüğünü Dr. Metin Aytekin,Sanat Yönetmenliğini de Metin Aytekin üstlenmiş.

Ney Dergisi’nin hasretle beklenen 4. sayısı yayına konuldu. Çok özel röportajların, araştırma ve deneme yazılarının yer aldığı 4. sayının ana konusunu Osmanlı’da Musiki oluşturuyor. Bu anlamda sayın Reha Sağbaş ile yapılan söyleşi son derece önemli konular barındırıyor. Yine neyforum.biz buluşmalarının detayları hakkında bilgi edineceksiniz. Tasavvuf üzerine yine Sabiha Tak hanımefendinin yazısını okumadan geçmeyin. dergimizi BURAYA TIKLAYARAK incelebilirsiniz.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Mostar Dergisi, üçüncü yaşına girerken, okurlarının karşısına çok özel bir sayıyla, ‘Maveraünnehir-Semerkand’ özel sayısıyla çıkıyor. ‘Bosna özel Sayısı’nda, uygarlığımızın batı yakasını işlemiştik; Maveraünnehir-Semerkand sayımızda ise, uygarlığımızın kaynağına kapsamlı bir yolculuk yapıyoruz. özel sayımızda, Maveraünnehir’in tarihini, kentlerini, mürşitlerini, bilginlerini, sanatçılarını tek tek başlıklar altında okuyabileceksiniz. Böyle kapsamlı bir dosya matbuatımızda ilk kez bize nasip oldu; umarız ardından başka çalışmalar da gelir...
Tarihteki hadiselerin belli bir bakış açısından nakledilmesi mecburiyeti, sahih metinlere rağmen, bazen tarihî bir vakıayı öğrenmek yahut anlamak noktasında sıkıntılara yol açabiliyor. Nitekim “Maveraünnehir’in Müslümanlarca Fethi” meselesi, Batılı tarihçiler için bölgedeki siyasî hakimiyet mücadelelerinin bir alt başlığı mesabesinde iken, Arap tarihçiler için karşıdakini pek de kaale almayan tek taraflı bir askerî operasyonlar silsilesinden ibarettir genellikle. öte yandan yabancı tarihçilerin Maveraünnehir’i bizim gibi özel bir coğrafî bölge olarak görmeleri de söz konusu değildir. Ceyhun ile Seyhun ırmakları arasında, doğudaki Fergana’dan batıdaki Ürgenç’e kadar uzanan bu bölge; yoğun Türk nüfusu sebebiyle bizim açımızdan ana yurdumuzun sınırları dahilinde bulunması, millet olarak tebarüz etmemize katkısı ve İslâm’la tanışmamızın zemini olması bakımından önem taşımaktadır....
Orta Asya tarihinde, 14. yüzyılın ikinci yarısını ve 15. yüzyılı kapsayan zaman dilimi, ilginç olaylarla dolu, önemli dersler çıkarılacak bir dönemdir. Bu devirde, bölgede Moğol iktidarına son verilmiş, yaklaşık yüzelli yıl süren Moğol baskısı sonucunda tahrip edilen ve kültürel duraklamaya maruz kalan Türkistan (namı diğer Maveraünnehir), müstakil bir devlet olarak ayağa kalkmıştı. Burada tek bayrak altında birleşmiş, kuvvetli, merkezleşmiş bir imparatorluk oluşmuştu. Orta Asya halklarının hayatında meydana gelen bu gelişmede, kuşkusuz Emir Timur’un (1336-1405) emeği büyüktür. Timur, kendi devletini daha da kudretli yapmak için askerî ve iktisadî reformlar gerçekleştirdi. İyi silahlandırılmış nizamî bir ordu kurdu. Devletin idarî işleyişini daha da geliştirdi, yeni siyasal ve askerî stratejik taktikler ortaya koydu, onları çetin sınavlardan geçirerek denedi.....
Bilgelerin Sultanı İbn Arabi, Fetihler kitabının bir yerinde şöyle der: “Allah’ın seninle açtığı ilk kapının senin nefsinin kapısı olduğunu bilir misin? Sen, kevnsin. Allah ise, seni var edendir. Varlığı seninle açmıştır. Sen, varlığın anahtarısın. Bu yüzden sen O’nun yanındasın, Allah’tan başka kimse seni bilemez...”



