SEYYİT BATTALGAZİ
3/4/2007 · Kategori: 26-ALLAH DOSTLARI
Zaman 1204 yıllarında, Anadolu Selçuklu'larının başında Sultan
Alâeddin Keykubat'ın hükümran olduğu çağlardır.
Alâeddin Keykubat, son derece adil, aydın ve sevilen bir insandı.
Annesi Ümmühan Hatun da, tıpkı oğlu gibi, adalette, cömertlikte,
iyilikte kimsenin yarış edemeyeceği bir kadındı. Günlerden bir gün,
bir rüya gördü. "Tasvir gibi güzel, Hamza gibi kuvvetli, Ali gibi
heybetli" bir yiğit Ümmühan Hatun'a dedi ki:
"Ey Hatun! Ben O kişiyim ki Diyarı Rûm'u aldım, kâh karada,
kâh denizde doksan yıl gazilik ettim. Sonunda Mesihiye kalesinde şehit
oldum. Gel beni ziyaret et, Üzerime bir türbe yap!."
Ümmühan Hatun, rüyasını oğluna anlattı, Alâeddin Keykubat
haznedarlarına emir verdi, ne lazımsa develere yükletildi. Sultan Hatun
Mesihiye kalesine doğru yola çıktı.
Hacı Emre köyünden, kutluca Çoban o devirlerde harap bir halde bulunan
Mesihiye kalesi çevresinde koyunlarını otlatırdı. Çoğu çobanlar
gibi uyanık gönüllü, keşfi açık, nasipli bir insandı.
Bir gün koyunlarını otlatırken, koyunların bir yere gidince yürüyemediklerini,
sanki önlerindeki toprağa basmak istemediklerini farketti. Acaba yanılıyor muyum
diye bir denedi, iki denedi, fakat gördü ki hiçbir koyun o yere ayağını
basmıyor. Kutluca Çoban ertesi gün, belki unutmuşlardır diye sürüyü
gene dün işaretlediği o topraklardan geçirmek istedi ama nafile! Çoban
gördüklerinde yanılmıyordu. Burada bir şey vardı, hayvanların basmak
istemedikleri, her halde kutlu bir şey, belki bir mezar...
Bir gün, beş gün, on gün... Çoban artık o topraklardan ayrılamaz
oldu. Bir gece, gene aynı yerde, koyunlar otlar, çoban derin derin düşünürken,
ansızın, gökten bir nur dalgasının , koyunların asla çiğnemediği
o toprak parçasına indiğini gördü.
Kendinden geçti, mest ve hayran kadı, koyunlar da yerlerinden kıpırdamadılar,
gün ışıyıncaya kadar öyle kaldılar.
Kutluca Çoban gece gördüklerini vardı, gitti Mesihiye beyine anlattı.
Bey, hemen o yerin etrafına bir duvar çektirtti,
" Kimse içeri abdestsiz girmesin, kimin ne haceti varsa orada iki
rekat namaz kılıp istesin, niyazları kabul olunur." dedi.
Günlerden bir gün, Ümmühan Hatun'un kervanı geldi Mesihiye kalesinin
yolunda bir yere kondu. Bey, Ana Sultan'ı karşılamaya varınca Ümmühan
" Bu kale yakınında hiç ziyaretgâh var mıdır?" diye araştırdı.
Bey bilmiyordu. Ancak, Kutluca Çoban'ın görüp anlattıklarını Ana
Sultan'a aktardı,
" Ne vardır bilmem ama ben etrafına duvar çektirttim, şimdi
herkes oraya gider" dedi.
Ümmühan Hatun ses etmedi, kalktı Kutluca Çoban'ın bulunduğu yere
gitti, bir de onu dinledi. Sonra orada iki rekât namaz kıldı ve
"Gördüğüm rüya Allah katından ise bana onu yine göster"
diye yalvardı.
Evet! Ümmühan Hatun'un rüyası Allah katındandı. Çünkü o tasvir
gibi güzel, Hamza gibi güçlü, Ali gibi heybetli insanı gene gördü."Kılıç
belinde, imame başında, nikab yüzünde idi" idi.Nikabını açtı:
"Ol gördüğün benim! Seyyit Battal Gazi'yim. O kişiyim . Türbemi
sen yaptır. Bir mescit, bir de tekke bünyad eyle. Alimler ve dervişler
getir, vakıflar yap" dedi. Ümmühan Hatun ağzı dili bağlanmış,
karşısında divan duruyordu. Seyit Gazi ona iki kitab verdi
" Bizim yâdigârımız olsun!" dedi.
Hemen ertesi gün Ümmühan Hatun'un emriyle mimarlar,nakaşlar, ustalar,
kalfalar, çiniciler, boyacılar, camcılar... kısaca Selçuk ülkesinde
ne kadar sanatçı varsa, Mesihiye kalesine çağrıldı. Seyit Battal
Gazi'nin istediği gibi mescit, medrese, semâhane, aşhane, misafirhane
binaları yapıldı.
Bütün bu sayılanlar güzelliğine ve değerine paha biçilemeyen bir
çift küpenin tekiyle yapılmıştır. Bir gün türbe yıkılır, yanar,
yeniden yapımı gerekirse diye, küpenin tekini Ümmühan Hatun
direklerden birinin dibine bir demir kutu içinde gömdürdü. Ama
hangisinin altında olduğunu direkler bile bilmiyor. Onun için Her
Allah'ın günü "Benim altımda, hayır benim altımda" diye çekişip
dururlar.
Türbenin büyük kapısında
"Esselâmün aleyküm ya Sultan Seyit Gazi" diye yazar.Giriş
kapısında ise
"Bu mübarek makam Sultan Seyit Battal Gazi'nindir. Hak rahmet
eylesin" diye haber verir.
http://www.menzil.net/













