12/4/2007 · Kategori: 32-NAMAZ
“Beni kimsecikler okşamaz madem,
Öp beni alnımdan sen öp seccadem...”
N.F.K.

Ötelere kadar uzanan bir yoldur seccade, her zamandan ve her mekandan; sadık dostun saniyelerde kat’ettiği...
Cennettekiler misli pırıl pırıl bir şelaledir seccade. Nazlı nazlı akar gider ufuklara dek; geçerken mürde gönülleri temizleyerek...
Gecenin siyah zülüfleri arasında ak bir tokadır seccade. Aşık siyah zülüflü mahbubun değil, o tokanın parıltısıyla kendinden geçer.Aşığın üzerindeki her secdesini bir tatlı buse kabul eder seccade... İstediği yegane hediye ise birkaç damla gözyaşıdır aşığından...
Seccade için bu hediyeye sahip olabilmek, buraların ve ötelerin hazinelerine sahip olmak demektir... 0 alır saklar da bu hediyeyi zamanın ötesine dek, takdim ediverir aşığına bir hazine olarak...
Bir kutlu şefaatçidir seccade 0’ nun kapısında, kendisini öpen herkes için. Belki de ötelerde bükülmüş beller seccadenin şefaatiyle doğrulacaktır...
Bin türlü hoyratlığın kol gezdiği karanlık iklimlerde seccade bir ana gibidir; kucaklayıverir kucağına sığınan her garibi...
Çalınan kapıların hep yüzümüze kapandığı devrede seccade, binbir umutla çaldığımız en son kapıdır... Her boynu büküğün vurabileceği bir kapı... Ve o kapının nidası:
‘Ey bizi nimetleriyle perverde eden Sultanımız...”
Bir kutlu eldir ki seccade, dilenciye Feridun mülkü verir.
Lokman Hekim gibidir seccade; kalbi kırık dökükleri tedavi eder, derman olur onlara...
Bir tatlı bilmecedir seccade... Ötelerin sırlarını taşır; kendisini her çözeni ötelere ulaştırır...
Seccade bir ışık demetidir. Yırtıverir zulmani İklimleri, geceleri... Boğuverir geçtiği her yerde karanlığı, ötelere dek uzanan ışık helezonlarıyla...
Gündüzler seccadenin ak ikliminin yanında aydınlık olmaktan çok uzaktırlar... Cennet hurilerinin güzelliği, seccadenin sırlarla dolu olan güzelliğinin yanında sönüktür.
Uçan bir haldır ki seccade, beklemektedir son noktada; alıp cennetlere uçuracağı herkesi...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (3)
Yorum yaz!
19/3/2007 · Kategori: 32-NAMAZ

Delikanlı özür dileriz, namaza başlarken sanki biz zamanında hiç
zorlanmamışız gibi seni “full çekme”ye zorladık. Tuğlaları üst üste
koymana izin verecek bir rahatlık sunmadık sana. Yakaladığın namazlara
köreldik de, kaçırdıkları için yazıklar ettik.
Namaza alışırken ayağının dolanabileceğini, yürürken düşebileceğini
hesaba katmadık. İçindeki tereddütleri ciddiye almadık. Kendi kendine
sorduğun sorulara “hiç yokmuş gibi” sağırlaştık. Elbette ki “lüzumsuz”
gelecekti sana namaz en başında. Başımızı ellerimizin arasına alıp bir
kaç dakika olsun düşünmedik: Öyle kolay değil ki arzulamak hiç alışık
olmadığını? Öyle hemen oluvermez ki hiç tanımadığını yanına yoldaş
eylemek? Kim susamadan su içer ki? Kim acıkmadığı yemeğe iştah duyar
ki?
Mecbur tuttuk seni... “Başka yolu yok!” dedik. Mecbur olmasına
mecburdur namaz.. Yalan yok; farzdır. “Dinin direği.” “Gözümüzün
aydınlığı!” Teşekkürlerin en güzeli.. minnettarlığımızı ifade etmenin
en şık, en zarif yoludur namaz! Kulluğumuzun en somut biçimi... Elle
dokunulur, gözle görülür bir teşekkür zirvesidir.. Sormadık kendimize:
Zorla mı teşekkür eder insan?
Zorunluluk olarak takdim edilir mi hiç minnettarlık? Gösteremeyince
sana Rabbimizin bizi ne kadar çok şeyle sevindirdiğini, içine zoraki
minnettarlıklar atmaya kalktık. En başta biz hissedemeyince üzerimize
hiç hesabsız, hiç sebepsiz, hiç karşılıksız indirilen o iyilikleri,
sana da ancak “istesen de istemesen yapacaksın” diye farzları
saydırdık, soğuk ve resmî zorunluluklar listesi içinde sürdük namazı
önüne. Hiç görmedin ki yüzümüzde nimetlere boğulmanın o şımarıklık
neşesini, hiç hissetmedin ki yüreğimizde her sabaha yeniden uyanma
sevincini? Bizden sana huzur bulaşmadı ki... Bizden sana neşe taşmadı
ki...
Elbette ki sabırsızdır insan... Hele de gençler... Biz yaşımızı
başımızı aldık, ırmağın öbür yakasına geçtik. Durulduk. Sakinleştik.
Ama sen! Beri yakasındasın hayatın. Hırçın yanındasın şehrin. Kıpır
kıpır tenin. Duygu kasırgalarında savruluyor saçların. Sana varlığın
müziğini aktaramadık. Namazın yüzümüze tebessümler kattığına tanıklık
edemedik. Kıldık namazları kılmasına, ama seccadeyi toplarken namazın
gerçeğini de bir kenara dürdük. Namaz kıldıkça güzelleşseydik,
neşelenseydik, incelseydik, sen de imrenirdin bize. Sanki bir büyü var
burada diye, sen de sokulurdun yanımıza..
“Namaz dediğin sadece bir gün kılınır” demek isterdik sana... “O da
bugündür.” Bak, dün gitti; yarın da gelmedi. “Sen sadece bugün kıl,
gerisine karışma!” diyecek kalenderliği gösteremedik sana... Bitmeyecek
sandın namazı. Yarın, yarından sonra, yarından sonradan da sonra....
Derken yığıldı üzerine binlerce vakit, binlerce rekat... Ezildin
kılacağın namazlar altında. Şimdiden üşümeye başladın soğukta alacağın
abdestlerin suyunda... Kulağına fısıldayıverseydik ya Rabbimizin
sözünü: “Ben senden yarının ibadetini istemiyorum ki...” Bugün kıl,
yeter.. Hatta bu vaktin hakkını ver, yeter! Hem sonra, ne biliyorsun, o
kadar uzun süre yaşayacağını.. Belki bitecek ömrün; namazların da
bitecek... Sana bugün kıldığın namazın ışığı kalacak... Rabbin diyecek
ki, “Madem ki bugün kıldın, yaşasaydın bir ömür boyu kılacaktın..” Bir
güne verdiğin namaz rengi, bir ömrüne taşacak; bin ömürlük bir
sonsuzluğa taşıyacak seni..
Sana Rabbini tanıtırken, kılı kırk yarar, ince eleyip sık dokur,
mükemmeliyetçi bir imaj çizdik, seni vesveselere saldık, yorduk,
kırdık, usandırdık. Rabbinin yaptıklarını beğenmeyeceğine inandırdık
önce seni. Seni sevdiği, sana merhamet ettiği ap açık ortadayken, önce
korkmanı istedik O’ndan... Oysa, insan sevmediğinden korkmaz ki,
korkamaz ki... Allah’tan korkanlar O’nu hakkıyla sevenlerdir, O’nun
kendilerini fazlasıyla sevdiğini bilenlerdir... Korkarlar; çünkü o
sevgiyi kaybetmek üşütür insanı, o kadar sevilmişken yüz çevirmek acı
verir insana... Kaybedeceği şeyi olanlar korkar!
Şöyle diyebilmeliydik sana: “Namaz kılarken Rabbinin sana ‘aferin!’
dediği haldesin.” Şöyle de diyebilmeliydik: “Namaz kılarken, Rabbinin
en çok sevdiği En Sevgili’nin (asm) bulunduğu haldesin.” Sevinmelisin.
Sevildiğini bilmelisin. Sevildiğini bilip de öyle varmalısın secdelere.
Bırakıp her şeyi namazın kucağında atabilmelisin hüzünlerini. Durdurup
oyunları, başından atıp telaşları, en sahici olduğun yerde, en çok
onaylandığın halde, namazda, neşelere boğulabilmeli, sevinçlere
sarılabilmelisin.
Özür dileriz delikanlı,
Bağışla bizi genç hanım.
ZAFER DERGİSİ A.CEM TOPRAK
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!