
Selimiye
Cami'i, Sultan I. Murat'ın Kavak meydanı denilen alanda yaptırmış
olduğu eski Saray'ın bir kısım arsası üzerinde yapılmıştır.
Mimar Sinan'ın "ustalık eserim" diye nitelendirdiği
Selimiye Camisi bu kentin tacıdır. Bu cami için, Koca Sinan'ın
elinde dehanın taş kesilmesi veya taşın dehaya kavuşması mucizesidir
diyebiliriz.
Cami avlu duvarının batısını boylu boyunca kaplayan Arasta,
Sultan III. Murat tarafından Camii'ye vakıf olarak yaptırılmıştır.
Yani, Sultan II. Selim tarafından yaptırılmış olup, mimarı
Koca Sinan'dır. Yapım gideri, Kıbrıs adasının fethinde, padişahın
hissesine düşen ganimetle karşılanmıştır. 1569'da temeli atılan
camii inşaatı 6 yıl sürmüş ve 1575 tarihinde ibadete açılmıştır.
İnşaat alanı, medrese ile beraber 22 202 m2olan dikdörtgen
biçimindeki caminin kapalı alanı 1620 m2'dir.
Evliya Çelebi, inşaat için 27 760 kese harcandığını yazmaktadır.
Cami iç mekanını tamamen örtmüş gibi görünen kubbesi, Ayasofya'nın
kubbesinden 6 zira geniş, 4 zira derindir. Şadırvan avlusu
tarafındaki iki minaresinin üçer şerefesine ayrı ayrı yollardan
çıkılabilir. Caminin revaklarla
çevrilmiş avlusunun ortasında mermerden özenle işlenmiş bir
şadırvanı vardır.
ARASTA
1569'da Hersekli Semiz
Ali Paşa'nın Mimar Sinan'a yaptırdığı Ali Paşa Çarşısı yüz
otuz dükkândan oluşmaktaydı. Çarşısı üç yüz metre uzunluğunda
olup, altı kapılıydı. 73 kemerli, 255 metre uzunluğunda, 124
dükkândan oluşan arasta, III. Murad (1574-1595) tarafından
Selimiye Camisi'ne vakıf olmak üzere Davut Ağa'ya yaptırıldı.
İÇ BÖLÜMÜ
Caminin mimarisinde olduğu kadar,
mermer, çini ve hat işçiliklerinde de kusursuzluğa varılmıştır.
Mihrap tarafındaki duvarlarla birlikte, Hünkar mahfili ve
bütün alt kat pencerelerinin alınlıkları zarif bir çini dekoru
ile kaplanmıştır.
Mihrap duvarında bulunan büyük çini panoların renk ve komposizyonları
ve Hünkar mahfilinin alt kısmındaki tavanın kalem işçiliği
çok güzeldir. Minberi, taş oymacılığının eşsiz değerlerinden
biridir. Ağaç korkuluklarının orta göbeği yekpare mermerdir.
.
31,5 m çapındaki kubbe, 8 filayağı ile bağlanmış, örttüğü
iç mekâna verdiği genişlik ve ferahlıkla birlikte mekânın
bir kerede kolayca algılanmasına neden olmaktadır. Kubbe aynı
zamanda caminin dış görünüşünün ana hatlarını da belirler.

Kibris seferi sirasinda II. Selim bir gece Peygamberimiz (s.a.v.)'i rüyasinda görür. Peygamberimiz: " Selim eger Kibris'i fethedersen Edirne'de su bizim isaret ettigimiz yerde görkemli bir camii yaptiracaksin
" der. II. Selim Kibris seferinin mesgalesiyle bu rüyayi unutur. Daha
sonra Lâlâ Mustafa Pasa komutasindaki bir donanma Kibris'i fetheder.
II. Selim Kibris'in fethinden cok memnun olur. Fakat bir gece tekrar
Peygamberimiz : " Selim bize verdigin sözü tutmadin. Sen Kibris'i fethedersen Edirne'de cami yaptiracagina söz vermedin mi ?
" diye ikazda bulunur. Selim o günden sonra Mimar Sinan'a bu camiyi
yapma görevini tevdi eder. Böylece dünyaca taninmis Selimiye Camii bir
fetih müjdesinin meyvesi olarak Edirne ufuklarinda tecessüm etmis olur.
Mimar Sinan'ın 80 yaşında yaptığı ve "ustalık eserim" dediği
anıtsal yapı Osmanlı-Türk sanatının ve dünya Mimarlık tarihinin
baş yapıtlarındandır.Yapının mülkiyeti Sultan Selim Vakfındadır.
Edirne-Merkez Yeni Mahallededir.
Edirne'nin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun simgesi olan cami,kentin
merkezinde, eskiden Sarıbayır ve Kavak Meydanı denilen
yerdedir.Burada daha önce Yıldırım Bayezid'in bir saray
yaptırdığı bilinmektedir. 1569-1575'te Sultan II.Selim'in emriyle
yaptırılmıştır.Çok uzaklardan dört minaresi ile göze çarpan yapı,
kurulduğu yerin seçimiyle, Mimar Sinan'ın aynı zamanda usta bir
şehircilik uzmanı olduğunu da göstermektedir. Kesme taştan
yapılan cami iç bölümüyle 1.620 m2'lik,tümüyle 2.475 m2'lik bir
alanı kaplar. Mimarlık tarihinde en geniş mekana kurulmuş yapı
olarak nitelenen Selimiye Camisi, yerden yüksekliği 43.28 m.
olan, 31.30m. çapındaki kubbesiyle ilgi çeker.Ayasofya'nınkinden
daha büyük olan Kubbe, 6 m. genişliğindeki kemerlerle birbirine
bağlanan 8 büyük payeye oturur. Köşelerde dört, Mihrap yerinde
bir yarım kubbe merkezi kubbeyi destekler.

Yapıyı, kubbe kasnağında 32 küçük pencereyle, yüzlerdeki üst üste
6 dizide çok sayıdaki pencere aydınlatmaktadır. Mimar Sinan'ın
yarattığı 8 dayanaklı cami planının en başarılı örneğidir.
Önünde 18 kubbe ve 16 sütunla çevrili revak bulunmaktadır.
Ortada, mermerden zarif bir şadırvan vardır. Son Cemaat yeri,
kalın yuvarlak 6 sütun üzerine 5 kubbelidir. Mermer işlemeli
giriş kapısının üzerindeki kubbe yivli, diğerleri düzdür. Caminin
3.80 m. çapında, 70.89 m. yüksekliğindeki üçer şerefeli dört
zarif minaresi vardır. Giriş yönündekilerle şerefelere tek yolla,
diğer ikisinde ise üç şerefeye ayrı ayrı yollardan çıkılmaktadır.
Cami, mimari özelliklerinin erişilmezliği yanında taş, mermer,
çini, ahşap sedef gibi süsleme özellikleriyle de son derece
önemlidir. Mihrap ve minberi mermer işçiliğinin baş
yapıtlarındandır.
Ortasına 12 mermer sütuna oturan müezzin mahfili yer alır. Sağda
kitaplık bulunmaktadır. Mihrabın solunda Hünkar Mahfili vardır.
Bunun alt bölümü tavanındaki özgün kalem işleri dönemin tüm
canlılığını göstermektedir. Kubbe ve kemerleri süsleyen özgün
kalem işleri, onarımlarda temizlenmektedir.
Yapının çini süslemelerinin, Osmanlı ve dünya sanatında ayrı bir
yeri vardır. XVI. yy çiniciliğinin en güzel örnekleri olan bu
çiniler, sır altı tekniğinde olup İznik'te yapılmıştır. Mihrap
duvarı, minber köşk duvarı, Hünkar Mahfili duvarlar, kadınlar
mahfili, kemer köşelikleri, kıble yönündeki pencere alınlıkları
çinilerle bezenmiştir. Mihrap duvarındaki büyük çini panolarda
al, mavi çiçek ve yaprak süslemeler, pencere üstlerinde lacivert
üzerine ak, sülüs elhem suresi yazılı kartuşlar, en üstte de
geniş bir ayet bordürü yer alır. Minber Köşkündeki çini pano,
lacivert üzerine ortada kırmızı, ak bahar çiçekli ağaç altında
yaprak, sümbül ve lalelerle bezenmiştir.
Hünkar mahfili zenginliği ve çeşitliliği ile ilgi çeker. Mermer
mihrabın sivri kemerli alınlığında lacivert üzerine ak sülüsle,
ayet yazısı göze çarpar. Bu bölümde kırmızı, mavi, yeşil renkli
şakayıklar, bahar ağaçları, ak üzerine iri mavi rozetli ve
çevresi çiçekli panolar, baklava biçimi yapraklar arasında
karanfiller ve bahar dalları XVI.yy çinilerinin en güzel
örnekleridir. Hünkar mahfili çinileri arasında, bir Saraydan
getirilerek buraya sonradan konmuş olabileceği düşünülen iki elma
ağacının oluşturduğu elmalı panonun Osmanlı çinilerinde özgün
süsleme olarak ayrı bir değeri vardır. Bu bölümde sivri kemerli
pencere alınlıklarında, lacivert üzerine ak sülüsle ayetler ve
iki pencere arasında tepede yine lacivert üzerine ak kufi yazılı
kare pano da ilgi çeker. Hünkar mahfili duvarlarının yarısını
kaplayan bu çiniler, mihrap çinilerinden daha niteliklidir.
Ancak, düzenleme ve anıtsallık yönünden daha yalındır.
Selimiye Camisinin taş duvarlarla çevrili geniş dış avlusunda,
Darül-Sübyan, Darül-Kur'a ve Darül-Hadis yapıları bulunmaktadır.
Bu yapıların bir bölümü ve medrese, Edirne Müzesi'nin çeşitli
bölümlerini oluşturmaktadır.
Cami terasının altında yer alan Arasta (çarşı), III.Murat
zamanında Selimiye'ye vakıf olarak yaptırılmıştır. Mimarı Davut
Ağa'dır.
Camiye İlişkin Teknik Bilgiler
-
Kurucusu : Sultan İkinci Selim
-
Mimarı : Koca Sinan
-
Yapılış Tarihi : 1568 - 1574
-
Kapladığı Yer : Külliye ile birlikte 22.202 m2
-
Caminin İçi : 1620 m2
-
Caminin Haremi : 2475 2
-
Kubbenin Çapı : 31.30 m.
-
Yerden Kubbenin Kilit Taşına olan yüksekliği : 43.28 m.
-
Minarelerin Yüksekliği : 70.89 m. ya da 72.50 m.
Selimiye Camisi Hakkında
Ayrıntılar
"TAŞ DEHAYA ULAŞTI DEHA TAŞ KESİLDİ!"
Selimiye, varlığı ile, Türk Tarihindeki Edirne'ye güç katarak Ona
simgesel bir nitelik kazandırmıştır. Yalnız zamanımızın
araştırmacıları değil, eski yazarlar da Selimiye'nin bir başyapıt
olduğu konusunda birleşirler.
Ernst Diez bu cami için şunları söyler: "Selimiye; mekan
büyüklük, yükseklik, topluluk ve ışık etkisi bakımından
yeryüzündeki bütün yapılardan üstündür."
Bu cami Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'daki gücünün hala devam
ettiği 16. yüzyıldaki politik egemenliğini de vurgulayan "son
sultan yapısıdır".
Bir başka anlatımla Selimiye, Osmanlı Mimari Söyleminin ideal bir
ifadesidir. Günün her saatinde kullanılan bu "Kent Tacı" politik
gücün dini yapıda somutlaşan gösterisi anlamında, simgesel bir
amacı da yerine getirir.
Selimiye'nin Yapı Malzemeleri
Edirne piyasasından sağlanmıştır. İnşaata ilişkin belgelerde,
Enez'den bazı direklerin, Fere'den bir renkli Taşocağı
ürünlerinin ayrıca, Marmara Adası'ndan ve Kavala'dan mermer
getirildiği yazmaktadır. Evliya Çelebi, beyaz mermerden yapılan
avlu için Atina'dan ve Temaşalık denen bir yerden gelen altı
sütundan sözeder. Yine Evliya Çelebi Kıbrıs'tan ve Hüdavendigar
Sancağı'nın Aydıncık Kasabasından Getirilen diğer sütunların
birer Mısır Hazinesi kadar harcama yapmayı gerektirdiğini
belirtir. Bazı Kaynaklarda Selimiye Caminin yapım masrafının
Kıbrıs'ın Fethinden elde edilen gelirle karşılandığı da
söylenmektedir.
Ne Zaman ve Neden Edirne'de?
Selimiye'yi yaptırtan Kanuni'nin oğlu İkinci Selim, 22 Haziran
1567'de İstanbul'dan Edirne'ye gelmiş ve Avusturyalılar'la
yapılan barış anlaşmasına kadar burada kalmıştır. Caminin yapım
kararının o günlerde verildiğini söyleyenler vardır. Bir başka
anlatıma göre ise Türkler tarafından "Seddi İslam" larak
algılanan Edirne'nin seçilmesinde padişahın gördüğü bir rüya rol
oynamıştır. Buna göre Hz. Muhammet, bu rüyada Padişaha Edirne'yi
ve şimdiki yeri işaret etmiştir.
Diğer yandan, İkinci Selim'in kentle ilgisinin gençlik yıllarında
başladığı,Kanuni'nin İran Seferine çıkarken onu tahtının
korunması için Edirne'de bıraktığını ve Padişahın Edirne'ye özel
bir sevgiyle bağlı olduğunu hatırlatarak; Edirne Tercihinin bu
durumdan etkilendiğini ileri sürenler vardır.
Bunun nedenini o dönemde İstanbul'da uygun bir arsa
bulunmayışıyla açıklayan değerlendirmelere de rastlanılmaktadır.
Selimiye inşaatı 1568'de başlatılmış, 27 Kasım 1574 günü açılması
kararlaştırılmış, 1575 Yılında ibadete açılmıştır.
Yapıldığı Zemin
Selimiye'nin yapıldığı alanda, Sultan I.Murat'ın emriyle
başlatılan ancak Sultan Yıldırım Beyazit'in geliştirdiği Eski
Saray (Saray-ı Atik) olarak anılan Edirne'nin ilk Sarayı ve
Baltacı Muhafızları Kışlası bulunmaktaydı.
Evliya Çelebi bu alana Kavak Meydanı demiştir.
Tümüyle 2475 m2, iç bölüm olarak 1475 m2 (Bazılarına göre 1620
m2) bir alanı kaplayan Selimiye'nin bumeydanda yapılışını da yine
Sultan II. Selim'in rüyasına bağlayanlar olmakla birlikte; "Mimar
Sinan'ın yer seçiminde gelişigüzel davranmayıp bilinçli bir
hesaplama içinde bulunduğu" görüşünü benimseyenleraz değildir.
Sinan bu seçimde Selimiye'nin merkezi bir yapı olma özelliğini
dikkate alırken ustalığını ve hayal gücünü de kullanmıştır.
Selimiye Avlusu
Avlu yaklaşık birbirine eş iki Dikdörtgen alandan oluşur. Avluya
giren kapıların en görkemlisi batı yönüne açılır. Buradaki
kapıdan girildiğinde beyaz mermerden çatısız ve çanak şeklinde
bir şadırvanlakarşılaşılır. Bu onaltıgen şadırvan Osmanlı
Mimarisi Klasik Döneminin en güzel tasarımlarından biridir.
Şadırvanla avluda 18 kubbe 16 sütun bulunur. Selimiye'nin dış
avlusu Camiyi üç taraftan çevirir.
Selimiye Camisi'nin taş duvarlarla çevrili geniş dış avlusunda
Dar-ül Sübyan, Dar-ül Kur-a ve Dar-ül Hadis Yapıları
bulunmaktadır.
Bahçe kapılarının sayısı Sekizdir. Bunlardan Mimar Sinan
Caddesi'ne doğru açılana, önceleri, Alay Kapısı; Kıble
tarafındaki küçük kapıya; Dilenci Kapısı, doğuya dönük ortadakine
de; Darphane Kapısı denmekteymiş...
Caminin batıdaki büyük kapısıyla birlikte dört kapısı vardır.
Selimiye bahçesinde üç Anıt Ağaç (Londra ve Doğu Çınarı)
bulunmaktadır.
Selimiye'nin Kubbesi
Sanayi Öncesi Mimarinin Doruk Noktası
"Aslında büyük mekan yapıları için Kubbeler, giderek, hem bir baş
öğe olmuşlar; hem de göğün, tanrının,politik gücün ve kent
fizyonomilerinin simgesi haline gelmişlerdir."
Selimiye'nin kubbesi bu anlamda ve Sanayi öncesi mimaride tek
kubbeli Mekan yapılarının gelişmesini en son noktasına ulaştıran
bir "doruk nokta" olarak kabul edilir.
Yüksekliği 43.28 m. çapı 31.22 m. olup ağırlığı 2000 tondur ve
sekiz sütun (filayağı) üzerine oturtulmuştur. Selimiye'nin
kubbesi Osmanlı Mimarisi'nin olduğu kadar,kubbeli yapı
geleneğinin en büyük aşamsıdır.
Kubbedeki kalem işi süslemeler 1978-1985 yılları arasında restore
edilmişlerdir.
Kubbe Altında Müezzinler
Mahfeli
Müezzinler Mahfeli, namaz kılınırken Müezzinlerin (yani ezan
okuyanların) Imamın tekbirlerini, arka saflara duyurmak için,
tekrarladıkları yerdir. Bazıları zeminden bir kaç karış kadar
yüksek bir sofa halinde; bazıları da 2-3 m. kadar yüksekçe olup
kagir olanların mermer ayaklar üzerine, ahşap olanlarıise
direkler üzerine oturtulmuştur.
Selimiye'deki müezzinler mahfeli, iç mekana girildiğinde büyük
kapı karşısında ve kubbenin tam altında bulunmaktadır.
Bazı yorumcular bu konumu nedeniyle Mahfeli Mimar Sinan'ın tarzı
olarak kabul etmezler. Çünkü mahfel,bu haliyle, namaz kılanların
mihrabı görmelerine engel teşkil etmektedir.
Selimiye Müezzinler Mahfeli'nin yüksekliği 18m. boyutları ise 6x6
olup; 11 mermer ayak üzerine kondurulmuş bir ahşap yapıdır.
Dört tarafı orjinal ceviz korkuluklarla çevrilmiştir.
1950 yılındaki restorasyon sırasında iskelenin çökmesi
korkuluklarda Büyük hasar meydana getirmişse de kırılan parçalar
daha sonra yenilenmiştir.
Orjinal ceviz parmaklıklardaki elma ağacından kakma fletolar ve
açık Yeşil, açık kırmızı, koyu yeşil gri boyalar; 1984 yılında
yapılan son Restorasyonda ortaya çıkmıştır.
Ahşap Üstü Kalem İşleri ve
Çark-ı Felek
Ahşap üstü kalem işleri, sıva üstü kalem işlerinden sonra
Osmanlılarda çok uygulanan bir tekniktir.
Bu teknik; sıva üstü işlere göre daha dayanaklıdır ve günümüze
hiç Restore edilmeden ulaşan 500 yıllık örnekleri vardır. Bunun
nedeni Dış etkenlerden korunan yerlere uygulanması ve yapıldıktan
sonra nakışlar üztüne bir sır tabakası çekilmesidir. Bu işlere
lake adı da verilir ki sır tabakası olarak, inceltilmiş beziryağı
veya vernik kullanılır.
Bu uygulama en çok 16. yüzyıl Mimar Sinan devri eserlerinden ve
hünkar Mahfeli tavanları ile Müezzin Mahfeli tavanlarında
görülür.
Selimiye Müezzinler Mahfeli'nde Ahşap Üstü Kalem İşleri'nin
olağanüstü Güzellikteki örnekleri görülebilir. 1950'deki hasardan
sonra, bir iki Ahşap, orjinal desen ve renklere sadık kalınarak
yeniden boyanmış, Diğer süslemelere törpüleme dışında müdahale
edilmemiş, yalnızca yer Yer eksik motifler tamamlanmıştır.
Mahfelin tavanında Budizm'de sonsuzluğu temsil eden Çark-ı Felek
bulunur. Son restorasyonda yenilenmiş olan Çark-ı Felek, burada,
Caminin sonsuza kadar yaşaması dileğini anlatır.
Şadırvandan Akan Zemzem Suyu
Müezzinler Mahfeli'nin tam altında bulunan şadırvancık,
Mermerdir. Evliya Çelebi bu şadırvanın havuzunu Bursa Ulu Cami
Havuzuna benzetmektedir.Halk arasında şadırvandan akan suyun
zemzem Suyu olduğuna inanılır.
Terslale Motifi
En Çok Merak Edilen Motiftir.
Müezzinler Mahfeli'nin kuzeydoğu yönünde; köşedeki mermer
ayağında, Bir küçük terslale motifi bulunur.Yaygın söylenceye
göre bu lale, Cami arsasının sahibi olan ve burada lale
yetiştiren kişinin, arsayaCami yapımı için çıkardığı güçlük ve
ters tutumunu sembolize etmektedir.
Bazılarına göre caminin yapımında çalışan kör bir ustanın ürünü
olan bu lale için, halk arasında, başka inançlar da vardır.
Örneğin, Allah ve lale sözcüklerinde aynı harfler bulunması
nedediyle bu çiçeğe Mistik bir anlam kazandırılmış ve kutsal
sayılmıştır. Ayrıca eski Harflerle yazılmış lale sözcüğü tersten
okunduğunda Osmanlılar'ın Kutsal alameti olan hilal okunur.
Bir başka yaklaşım da Mimar Sinan'ın o günlerde hastalanan ve
ölen Torunu Fatma ile ilgilidir. Buna göre zaten kalın boğumuyla
yeteri Kadar bozulmuş lale motifi Sinan'ın torunuyla ilgilendiği
ve moralinin Bozuk olduğu günlerde bir kalfa tarafından
kondurulmuştur.
Selimiye'deki terslale motifi, ziyaretçilerce, günümüzde de en
çok Merak edilen cami öğelerinden biridir ve farklı söylenceleri
olma özelliğini sürdürmektedir.
Terslale Dahil Selimiye Çinilerinde 101 Ayrı Lale Motifi
Kullanılmıştır.
Selimiye Camisi'nde sıvaüstü ve ahşap boyama kalem işlerinde
değişik Lale motifleri kullanılmıştır.
Müezzinler Mahfeli'ndeki terslale dahil, Selimiye Çinilerinde
değişik Boy, renk ve biçimde 101 ayrı türde lale motifi
kullanıldığı tesbit edilmiştir.
Hünkar Mahfeli
Caminin sol ön köşesindedir ve buna Sultan Mahfeli diyenler de
vardır. Dört sütuna oturtulmuş olup sütunlar dört kemerle
bağlanmıştır.
Burada bulunan çinilerin önemli bölümü 1878 Osmanlı - Rus Savaşı
Döneminde Ruslar tarafından sökülüp götürülmüştür.
1913 Bulgar İşgalinden Bir İz
1913 yılındaki Bulgar kuşatmasında camiye isabet eden top
izlerinden biri hala görülebilir durumdadır. Sultan Mahfeli
yönünde ve kubbecikte bulunan bu iz, 1930 yılında Atatürk'ün
Edirne'ye yaptığı ziyarette Onun emriyle ve bir "ibret" olarak
yerinde bırakılmıştır.
Mermer Ustalığının En Şık
Örneği Minber
Hatibin çıkıp hutbe okuduğu yer durumundaki Selimiye Minberi'nin
sağ ve sol yanındaki bölümler mermerden olup geometrik örgü ile
süslenmişlerdir.
Çini kaplı bir külahı vardır.
Örnekleri arasında en zarif mermer işçiliğini temsil eder.
Mihrab
Camilerde yönelilen taraftaki (yani kible) duvarda bulunan ve
imamlık Edene ayrılmış olan oyuk, (girintili yer anlamına gelen
mihrab), Selimiye'de tamamen mermerden yapılmıştır.
Kabartma çiniler ile süslenmiş Amen ve Resulü ile Fatiha suresi
işlenmiştir. Çini kaplama camide görsel bir odak yaratmıştır.
Mihrab duvarındaki girinti, boyutları ve yarım kubbe örtüsüyle
Selimiye Mekanına etkili bir kimlik kazandırır.
Kandiller ve Pencereler
Caminin minarelerinden sonra yapılan bezemesinde; en önemli ve
ilgi çeken öğelerin pencereler ve örtüden inen kandiller olduğu
kabul edilir.
Bazı pencerelerin üstünde eski yazımızla; "Allah göklerin ve
yerin Nurudur" yazar.
Selimiye Çinilerinin Türk Çini
Sanatındaki Yeri
Selimiye Çinileri İznik'in en parlak döneminin üretimi olup; 1572
Tarihli bir fermanla buradan sipariş edilmiştir.
Camiyi yaptıran Padişah İkinci Selim, pencerelere kadar çini
olmasını, Pencerelerin üstüne Fatiha Suresi'nin çini ile
yazılmasını Emretmiştir. Mihrap çıkıntısındaki çini düzeninde
buna uyulurken, Hünkar mahfilinin çini düzeninde uygulanmadığı
görülür.
Türk Çini Sanatının en parlak yıllarındaki bu uygulamada görülen
ölçülü kullanıma rağmen, çini panoların kalitesi ve desen ile
Uygulanan bezeme programı, günümüzün yegane örnekleri
durumundadır.
Bu durum, Selimiye'yi mimari başarısı yanında çini sanatı
açısından da, çok önemli bir yere getirmiştir.
Selimiye Camisi çinileri başka yapılarda rastlanmayan özgün ve
Osmanlı Mimarisi ile Türk Çini Sanatı içinde çok özel bir yere
sahiptir.
Selimiye Minareleri
Caminin kareye yakın ve enine dikdörtgen planlı, dört köşesinde
Bulunan minareler yapıyı çevreleyen ve büyük kubbeyi kucaklayan
bir görünüm sunar. Böylece minareler merkezi bir planı
vurgularken yapıya Dikeylik özelliği de katarlar.
Dört minarede 380 cm. çapında, külaha kadar 70.80 m. külah ve
alem dahil 85 m. yüksekliğindedir. Selimiye'den yüksek tek minare
ise Delhi'deki Kutb-Minar'dır. Ancak bu minare Selimiye
minarelerine göre çok kalındır.
Selimiye Camisi, bütünü meydan getiren her bir özelliği ile ilgi
çekici olmakla beraber, bu bütünün ortaya koyuluş biçimi ve tüm
yönlerin içinde herhangi birinin öne çıkmayarak bütünün içinde
yer alması ile diğer abidevi eserlerden ayrılmaktadır.
Hindistan'da Bicapur'da Muhammet Adil Şah türbesi 44 metre
çapında dünyanın en büyük kubbesiyle örtülü olduğu halde, ışık
fena düzenlendiğinden mekân çok fakir ve cansız bir etki bırakır.
Roma'da Panteon katedrali çok büyük fakat silindirik bir yapı
olduğundan mekân monotondur, âdeta bakışları yorar. St. Pier
kilisesinde ise kubbe birdenbire derine dalarak mekânın sükûnunu
bozmakta ve dış kubbe muazzam fenerle birlikte iç kubbenin
kifayetsizliğini gizlemektedir. Ayasofya'nın mekânı yan koridor
ve galerilere doğru belirsizce kaybolup nerede bittiği
anlaşılamamaktadır.
Oysa Selimiye Camisinde her taraftan son sınırlarına kadar
gerilmiş dengeli mekan, şahane bir sükun halinde olup değişik
cazibesiyle her gireni birden sürükler ve bir daha bırakmaz.
Yüksek minareler arasında dıştan kubbenin biraz basıkça düşmüş
olması mekânın tek bir kubbe ile örtülmüş olmasından ileri
gelmektedir.
Cami içi şaheserler
Selimiyede mimari gibi diğer Osmanlı sanatları da gelişmenin en
yüksek noktalarına varmıştır. Mermerden yapılmış minber,
işçiliğindeki incelik, yükseklik, büyüklük ve güzellik bakımından
bu grubun diğer şaheserlerini gölgede bırakır. Mihrap tarafında
duvarlar, minberin arkası ve külahı ile camideki bütün alt kat
pencerelerin alınlıkları parlak, cazip bir çini dekor ile
kaplanmıştır. Mihrap duvarındaki büyük çini panoların renk ve
kompozisyonlar, bunlara Osmanlı ve dünya çiniciliğinin
şaheserleri arasında özel bir yer vermektedir. Bu çinilerin üst
kısmında lâcivert zemin üzerine iri beyaz harflerle sureler
yazılıdır.
Mihrap kısmının sol tarafında Hünkâr mahfili göz alıcı zengin
çinilerle hemen dikkati çeker. Burada sonradan kesilip yerlerine
konmuş gibi görünen meyve vermiş iki elma ağacı bütün Osmanlı
çinilerinde tek orijinal dekor olarak karşımıza çıkmaktadır. Elma
fidanının kökü karanfil, lâle ve sümbüllerle
zenginleştirilmiştir. Bahar açmış erik fidanı da birkaç defa
tekrarlanarak Hünkâr mahfilinde taze bir bahar havası
estirilmiştir. Hünkâr mahfilinin bütün duvarlarını yarıya kadar
kaplayan bu çiniler kalite itibariyle mihrap kısmı çinilerinden
yüksek fakat kompozisyon ve âbidevi büyüklük bakımından onlardan
daha sade ve mütevazıdır.
Selimiye Camisi avlusunun Kuzeydoğu ve Kuzeybatı köşelerindeki
Minarelerin üçer merdiveni vardır. Birinci merdivenle birinci ve
üçüncü şerefelere, ikinci merdivenle ikinci ve üçüncü şerefelere,
üçüncü merdivenle ise doğrudan doğruya üçüncü şerefeye çıkılır ve
bu sırada çıkanlar birbirlerini görmezler.
Güneydoğu ve Güneybatı köşelerindeki minarelerin şerefelerine tek
Merdivenle ulaşılır.
Selimiye'ye İlişkin İnançlar ve
Söylenceler
Halk arasında Selimiye'yi yüceltme arzusundan kaynaklanan
söylencelerin bazıları zamanla inanç haline dönüşmüştür. Bunda
bazı Yazı ve yazarların payı olduğu da söylenebilir. Bilimsel
anlamda doğrulanmayan veya büsbütün yanlış olduğu ortaya konulan
söylence ve inançlar için şu örnekler verilebilir:
Selimiye'nin kubbesi Ayasofya'dan büyük değildir. Ancak Mimar
Sinan'ın Ağzından yazıldığı belirtilen "Tezkiret-i Bünyam"da
Selimiye anlatılırken: "Kubbeyi, Ayasofya kubbesinden altı zira
kadrin ve dört azra derinliğin ziyade eyledim." dediği
belirtilir.
Gerçekten de Selimiye kubbesi yarıküre, Ayasofya kubbesi oval ve
bsıktır. Selimiye'nin kubbe çapı 31.22 m., Ayasofya'nın ise 30.90
ile 31.90 arasınnda değişen hafif oval bir kubbedir. Bu da hemen
hemen Eş büyüklükte oldukları anlamına gelir. Mimar Sinan
Selimiye'de Osmanlı Mimarisi'nin özlemini çektiği mekan
bütünlüğünü gerçekleştirdiği için kendisiyle övünmektedir.
Müezzinler Mahfeli altındaki şadırvandan akan su zemzem suyu
değildir. Pencereleri 999 adet olmayıp "Eğer bin olsaydı Mekke
yerine geçecekti." görüşü yanlıştır. Çünkü pencere sayısı
söylenenin Neredeyse yarısı kadar olup haremde 342, harem
avlusunda 42 pencere bulunmaktadır. Şerefe sayılarının toplam 12
oluşu İkinci Selim'in Padişahlık sıralamasındaki 12. yeriyle
ilgilidir görüşü tartışmalara açıktır. Bazı tarihçiler I.
Süleyman ve Musa Çelebi'yi padişah kabul eder, bazıları etmez.
İkinci Selim'in 12.ciliği ise, bu yaklaşımlara göre,
değişmektedir.
Selimiye Kıbrıs ganimetleriyle yapılmamıştır veya Padişah'ın
rüyasında Kıbrıs'ı alırsam Edirne'de yaptıracağım." şeklinde
Hz.Muhammet'e söz vermesiyle ilgili olamaz. Çünkü; caminin yapımı
Kıbrıs'ın alınmasından önce başlamıştır.
"Minarelere hangi yönden bakılırsa bakılsın iki adet görülür."
Değerlendirmesi yanlıştır. Minareler çok yerde üçer görülebilir.
Terslale konusu çok yorumludur. Örneğin; Selimiye'nin yapıldığı
yerin özel bir kişiye ait lale tarlası olduğu da kabul edilemez.
Çünkü o Alan Edirne'de ilk Saray'a aittir.
Caminin altında kayıkla gezilebilecek oranda su bulnduğu
kanıtlanamamıştır.
Diğer yandan halk arasında yaygın olarak şunlara inanılır:
"Cami kubbesi tektir çünkü Allah birdir. Camisi pencereleri beş
343.0 Kademelidir; çünkü, İslamın şartı beştir. Vaaz kürsülerinin
dört oluşu 344.0 İslam'da dört mezhebin varlığına işaret eder.
Selimiye Külliyesindeki 345.0 32 kapı, İslam'ın 32 farzıdır. İki
minarede toplam altı yol oluşu, 346.0 Imanın altı şartını işaret
eder."
Mimar Sinan Hak
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!