24 03 2007

HIZIR (A.S.) İLE MUSA (A.S.)NIN YOLCULUĞU

İlim adına çıkılan yolculuklar, çekilen zahmetler, ilâhi övgüyle karşılanır. İnsanlardan araştırmaları, incelemeleri, sormaları, düşünmeleri istenir. Ne var ki, ilmin bir noktasında edeble durup, Allah Tealâ'nın lütfunun beklenmesi, hükme teslim olunması gerekir. Çünkü bu noktadan sonrası insan kavrayışının ötesindedir. 'Hızır Kıssası' diye bilinen kıssa, bu konuda açıklayıcı, yol gösterici örneklerden biridir.


Kitap verilen dört büyük peygamberden biri olan Musa a.s. bir gün Allah Tealâ'ya sorar:

- Rabbim, en bilgili kulun kim?

Buyurulur ki:

- Hidayeti gösterir ya da bir felaketten kurtarır diye bir kelimenin bile ardına düşen, bunun için insanların ilmini inceleyip kendi bilgisine katan kişidir.

Hz. Musa a.s. tekrar sorar:

- Kullarından benden daha bilgilisi var mı?

- Var, buyurulur. Musa a.s. o zatla tanışmak, ilminden istifade etmek ister. İki denizin birleştiği, balığı kaybedeceği kayanın orada, o kişiyi bulacağı söylenir. O zat, Hızır a.s. diye bilinen kişidir.

Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz bu kıssayı sahabilere anlatırken, Hızır a.s.'la ilgili şöyle buyurdu:

- O, kuruyup sararmış bir ot destesinin üzerine oturmuştu. Deste derhal yeşerdi.

İşte, dokunduğu yeri bereketlendiren bu zatı bulmak için Musa a.s., yanına yine bir peygamber olan Yuşa a.s.'ı alır. Yuşa a.s.'ın elinde azıklarının bulunduğu bir sepet vardır. İçinde bir balık.

İki ilim ve hikmet sahibi peygamber, daha fazla ilim uğruna yola koyulurlar. Uzunca bir yolculuktan sonra, iki denizin birleştiği yerde, bir kayanın dibinde dinlenmek için yatıp uyurlar. Bir müddet sonra Hz. Yuşa a.s. uyanır, kayaya yaslanıp, oturur. Öylece beklerken, balığın birden canlandığını görür. Balık kendini sepetten dışarı atmış, yerde izler bırakarak ilerlemiş, bir kovuğun içine girmiştir.

Kendilerine bildirilen buluşma yeri burasıdır.

Musa a.s. uyanır. Fakat Yuşa a.s.'a balık hadisesi unutturulmuştur. Tekrar yola koyulurlar. Bütün gün ve gece dahil, yürürler. Sabah olur. Musa a.s.:

- İyice yorulduk, karnımız da acıktı. Çıkar da balığı yiyelim, der.

Yuşa a.s., o anda hadiseyi hatırlar. Balığın canlanıp kaçtığını, ama şeytanın bunu söylemeyi kendisine unutturduğunu, söyler. Musa a.s.:

- O halde aradığımızı bulduk, haydi geri dönelim, der.

Mola verdikleri yere geri dönerler. Kayaya yaklaştıklarında, elbisesine bürünüp uyumakta olan birini farkederler. Yanına yaklaştıklarında adam uyanır. Bu, aradıkları zat, Hızır a.s.'dır. Musa a.s. selam verir.

Hızır a.s. da üzerindeki örtüyü kaldırıp:

- Selam sizin de üzerinize olsun. Bilinmeyen bu yerde, böyle bir selamı kim veriyor, diye sorar. Musa a.s.:

- Ben Musa'yım, der.

- Kimin Musa'sı? İsrailoğulları'nın mı?

- Evet, İsrailoğullarının Musa'sı.

Musa a.s.:

- Ey hikmet sahibi! Rabbim bana, sende bir ilmin bulunduğunu haber verdi. Bu ilimden istifade için sana tabi olabilir miyim, diye sorar. Hızır a.s.:

- Elinde Tevrat'ın olması, devamlı vahiy gelmesi sana yetmiyor mu? Ey Musa! Sende, Allah'ın sana öğrettiği bir ilim var ki, ben onu bilemem. Bende de Allah'ın bana öğrettiği bir ilim var ki, sen de onu bilemezsin. Zaten sen, benim yanımda bulunmaya da sabredemezsin. Yaptığım işlerin sır ve hikmetini anlayamaz, itiraz edersin.

Musa a.s., talebinde ısrar eder:

- Bana ne dersen onu yapacağım. İnşallah sabredip, hiçbir işine karışmayacağım, der. Hızır a.s.:

- Eğer bana tabi olacaksan, bana hiçbir şey sormak yok, ta ki ben sana ondan söz açıncaya kadar, diye şart koşar. Hz. Musa a.s. kabul eder.

Böylece birlikte yola koyulurlar. Bir müddet yürüdükten sonra bir limana gelirler. Limanda bir gemi demirlidir. Kendilerini gemiye almaları için gemicilerle konuşurlar. Gemiciler onlardan şüphelenir, almak istemezler. Fakat reisleri, �bunlar yüzleri temiz adamlar, bırakın binsinler� der. Gemiye binerler.

Bu sırada, bir serçe geminin kenarına konup, bir yudum alıp uçar. Hızır a.s., Musa a.s.'a der ki:

- Seninle benim ilmimiz Rabbim'in ilmine kıyasla, o serçenin aldığı bir yudum su kadar bile değil.

Gemi yol alır. Hızır a.s., gemicilerin ortalıkta görünmediği bir sırada, birkaç tahta sökerek gemiyi deler. Musa a.s.:

- Gemidekileri boğmak mı istiyorsun? Yaptığın şaşılacak bir iş, der. Hızır a.s., şartı hatırlatır

- Benimle arkadaşlık edemez, gördüklerine sabredemezsin dememiş miydim, der. Musa a.s. unuttuğunu, mazur sayılması gerektiğini söyler.

Nihayet bir sahilde gemiden inip, yürüyerek yollarına devam ederler. Karşılarına oyun oynayan çocuklar çıkar. Aralarında Ceysur isimli bir çocuk vardır. Hızır a.s. o çocuğu öldürür. Musa a.s. şaşırır, öfkelenir:

- Kısas hakkın yokken, suçsuz bir kimseyi öldürdün. Doğrusu çok kötü bir şey yaptın, der. Hızır a.s.:

- Bu seferki karşı çıkışın öncekinden daha ağır oldu, diye karşılık verir. Musa a.s.:

- Tamam, bu seferlik affet. Eğer bir daha aynı hatayı işlersem benimle arkadaşlığını kesebilirsin. Seni haksız bulmam, der.

Tekrar yola koyulurlar. Bir beldeye varırlar. Karınları açtır. Ahaliden yiyecek isterler. Fakat kimse onları ağırlamaz. İki garip yolcuya birşey vermeyip aç bırakacak kadar alçalmışlardır. Hz. Musa a.s. üzülmüş, biraz da kızmıştır. Oradan uzaklaşırlarken, kimi taşları düşmüş, yıkılmak üzere olan bir duvar görürler. Hızır a.s., taşları yerine koyar, duvarı düzeltip sağlamlaştırır.

Musa a.s., artık sabredemez. Şart aklındadır, ayrılığa sebep olacağını da bilir. Fakat belde ahalisinin kötülüğüne karşılık Hızır a.s.'ın onlara iyilik yapmasına bir anlam veremez, itiraz eder:

- İsteseydin duvarın tamirine karşılık onlardan bir ücret alırdın, der.

Gerçi bu, öncekiler gibi hiddetle yapılmış bir itiraz değildir ama ayrılığın habercisidir. Hızır a.s.;

- Artık ayrılma vaktimiz geldi, der, fakat gitmeden önce sana, yaptıklarımın sebebini anlatacağım:

O deldiğim gemi yoksul gemicilerindi. Her sağlam gemiye el koyan hükümdarlarının gasbından korumak için gemiyi kusurlu hale getirdim. Hükümdar geminin kusurunu görüp, almadan gitti. Gemiciler de daha sonra gemilerini tamir edip, işlerine koyuldular.

Çocuğa gelince; onun anne babası iman etmiş kimselerdi. Çocuk küfre öyle meyilliydi ki, büyüdüğü zaman küfrünün anne babasının halis imanlarına zarar vermesinden korktuk. Onun çocukken ölmesi herkes için hayırlıydı. Hem Allah onlara daha salih bir evlat verecektir.

Duvara gelince; o duvar iki yetim çocuğa aitti ve altında bir hazine vardı. Babaları da çok iyi bir insandı. Allah, çocuklar ergenlik çağına yetişmeden hazinenin ortaya çıkmasını istemedi ki başkaları sahiplenmesin.

Ayrıca bunları kendiliğimden yapmadım, Rabbim'in emrine uydum.

. . .

Rasulullah s.a.v., bu kıssayı, yukarıda hikâyelendirdiğimize yakın bir şekilde ashabına anlatmış ve sonra şöyle buyurmuştur:

- Allah, bize de, Musa'ya da rahmet etsin! Sabretmesini çok isterdim. Sabretseydi de, görecekleri Allah tarafından bize de haber verilseydi. Eğer acele etmeseydi, daha birçok şaşılacak şey görecekti. (Ahmed b. Hanbel, Müslim)

2836
0
0
Yorum Yaz