Hattat Hamid Hayatını Anlatıyor

2011-11-23 20:14:00

Hat sanatının son temsilcisi rahmetli Hamid Aytaç'ın ölümünden önce anlattığı hayat hikayesini aynen yayınlıyoruz. "Diyebilirim ki, ilk tedris devrimde bu zat bana beş defa Kuran-ı Kerim-i yazdırmıştır."   1309 (1897) yılında Diyarbakır'da doğdum. 1324 (1908) tarihinde İstanbul'a geldim. Diyarbakır'da bulunduğum zaman ilk tahsilimi Ulu Cami Hazîresi'nde "Sibyan Mektebi" denilen yerde yaptım. Millî Mücadeleden sonra 2. intihabde (seçimde) Diyarbekir Meb'usu Mustafa Akif Tüten o zaman ilk mektebin hocasıydı, diyebilirim ki; ilk tahsilimde en büyük feyzi ondan aldım. Hala onun tesiri altından kurtulamamışımdır. İçime öyle bir tedris usulüyle yer etmiş ki o şahsiyyet. ilk mektep sıralarında ondan yazı dersi alırdım. Gayet güzel İstanbul usulüyle rika'sı vardı. Yani yazı aşkımın en birinci misalini teşkil eder. Hiç unutmam Kur'an-ı Kerim'i okuduğumuz zaman ayetlerin uzunluk hızına göre bir taş tahtaya yazdırırdı. Kağıda yazarsak, yere atmış olmak korkusu vardı. Bu taş üzerine ilk sahifesi ne kadar sığarsa, taş kalemle (tebeşirle) yazardık. Biz öğrenmiş miyiz diye bizi kaldırtır tahtaya, ezberden söylerdi. Kur'an-ı Kerim yazardık tahtaya... Tebeşirle yazardık tahtaya. Diyebilirim ki, ilk tedris devrimde bu zat bana beş defa Kur'an-ı Kerim'i yazdırmıştır. Malüm-u aliniz bir şeyi insan okurken başka yazarken başka, yazdığı zaman onu on defa okumuş gibi olur, değil mi? Hatta hiç unutmam, Şekercizade'nin Kur'an-ı Kerim'i elinde numune olarak dururdu. Bunun güzel bir yazısı vardır. Ben yazıya merakımdan iki sahifesinin kenarında ona benzetmeye çalışmışımdır. Ondan sonra Askeri Rüşdiyeye geçtim. Diyarbakır'ın Mardin Kapısında Askerî Rüşdiye mektebi vardır. Oraya geçtik. Burada bize yazı dersi ver... Devamı

BABALAR VE KIZ ÇOCUKLARI

2011-09-18 00:30:00

Evlat sahibi olmak güzel şey. Anne-babalar olarak, evladımızı kız veya erkek olarak tercih etme peşinde ve ayrım yapma durumunda değiliz şüphesiz. Ama onlar farklı yaratıldıkları için, biz de bu farklılığa dayalı bir gelişim, eğitim ve terbiye süreci uygulamak mecburiyetindeyiz. Diğer taraftan, anne ve babalar kız ve erkek çocukların farklı yaradılışına uygun tavırlar geliştirmeli, her iki cinsin farklı tabii ihtiyaçlarını dikkate almalıdır.   Çocuklarda cinsler arasında doğuştan var olan temel farklılıkları dikkate almamak, ileride telafisi imkansız yanlışların yapılmasına, çözümü güç sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ebeveynlerin kendi bilinçaltı eğilimleri, kültürel şartlandırmaların körüklediği ayrımcı özlemleri kendi çocuklarına aktarılmaya çalışıldığı noktadan itibaren çocuğun kimliği oluşamaz, âdeta �arapsaçı�na döner.   Ne mutlak eşitlik, ne ayrımcılık Bu temel olgudan hareketle diyoruz ki, cinsler arası 'mutlak eşitlikçi davranış' safsatasını bir kenara iterek, kız ve oğlan çocuklarımıza cinsiyetlerinin ve buna dayalı oluşacak kimlik ihtiyaçlarının gerektirdiği şekilde muamele esas alınmalıdır. Bırakın modern anlayışlar ne söylerse söylesin, 'erkek gibi kız' ve 'kız gibi erkek' şeklindeki masum tanımlamaların da ötesine taşan büyük yanılışları görmek istemiyorsak, çok küçük yaşlardan itibaren çocuk yetiştirmede bu hususu göz önüne almalıyız. Bir yetişkin için mecbur kaldığı durumlarda dahi hem anne hem baba rolünü aynı anda yerine getirmeye çalışmak ne denli zor ise, bir çocuk için de sosyal kimliğinin ve benlik algısının gelişiminde �cinsiyetsiz� yaklaşımlar o denli kafa karıştırıcıdır. Ö... Devamı

ÖZÜR DİLERİZ DELİKANLI

2011-09-18 00:25:00

  Delikanlı özür dileriz, namaza başlarken sanki biz zamanında hiç zorlanmamışız gibi seni “full çekme”ye zorladık. Tuğlaları üst üste koymana izin verecek bir rahatlık sunmadık sana. Yakaladığın namazlara köreldik de, kaçırdıkları için yazıklar ettik.   Namaza alışırken ayağının dolanabileceğini, yürürken düşebileceğini hesaba katmadık. İçindeki tereddütleri ciddiye almadık. Kendi kendine sorduğun sorulara “hiç yokmuş gibi” sağırlaştık. Elbette ki “lüzumsuz” gelecekti sana namaz en başında. Başımızı ellerimizin arasına alıp bir kaç dakika olsun düşünmedik: Öyle kolay değil ki arzulamak hiç alışık olmadığını? Öyle hemen oluvermez ki hiç tanımadığını yanına yoldaş eylemek? Kim susamadan su içer ki? Kim acıkmadığı yemeğe iştah duyar ki?     Mecbur tuttuk seni... “Başka yolu yok!” dedik. Mecbur olmasına mecburdur namaz.. Yalan yok; farzdır. “Dinin direği.” “Gözümüzün aydınlığı!” Teşekkürlerin en güzeli.. minnettarlığımızı ifade etmenin en şık, en zarif yoludur namaz! Kulluğumuzun en somut biçimi... Elle dokunulur, gözle görülür bir teşekkür zirvesidir.. Sormadık kendimize: Zorla mı teşekkür eder insan?   Zorunluluk olarak takdim edilir mi hiç minnettarlık? Gösteremeyince sana Rabbimizin bizi ne kadar çok şeyle sevindirdiğini, içine zoraki minnettarlıklar atmaya kalktık. En başta biz hissedemeyince üzerimize hiç hesabsız, hiç sebepsiz, hiç karşılıksız indirilen o iyilikleri, sana da ancak “istesen de istemesen yapacaksın” diye farzları saydırdık, soğuk ve resmî zorunluluklar listesi içinde sürdük namazı önüne. Hiç görmedin ... Devamı

HER İŞ, DUA ve ZİKİR FIRSATIDIR

2011-09-18 00:16:00

Duada kul olduğunun idraki vardır. Duada Yüce Yaratıcı’ya karşı büyük bir saygı ve sevgi saklıdır. Dua, kulun acizliğini anlayıp sonsuz kudret sahibine güvenmek ve O’nunla huzur bulmaktır. “Duanız olmazsa Rabbiniz sizin neyinize kıymet versin?” (Furkan/77) ayeti, duanın ne büyük bir şeref olduğunu belirtiyor. Çünkü dua Yüce Allah’a imanın ispatıdır. Duada kul olmanın idraki vardır. Duada Yüce Yaratıcı’ya karşı büyük bir saygı ve sevgi saklıdır. Dua, kulun acizliğini anlayıp sonsuz kudret sahibine güvenmek ve O’nunla huzur bulmaktır. Dua Alemlerin Rabbi’ne koşmak ve O’na sığınmaktır. Dua, kulun Yaradan’ı ile dertleşmesidir. Dua başlı başına bir ibadet, zikir ve şükürdür. Dua, nefsin benlik putunu kırıp, ona Yüce Allah'ın huzurunda boyun eğdirmektir. ‘Benim duaya ihtiyacım yok’ demek ise ne büyük bir cehalet ve gaflettir!.. İBADETLERİN ÖZÜ DUA, HEDEFİ ZİKİR “Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Enfal/45, Ahzab/41, Cuma/10) ayetleri, müminlerin devamlı zikir yapmaları gerektiğini bildiriyor. Bu zikirlerin sabah-akşam her vakte yayılması emrediliyor. Allahu Tealâ, kendisini çokça zikreden erkeklere ve kadınlara mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırladığını da müjdeliyor. (Ahzab/35) Dua ibadetin özü, zikir ise kalbin ışığı ve süsüdür. Dua kulluğun temeli, zikir ise hedefidir. Dua her an Yüce Yaratıcı’ya muhtaç bir kul olduğunu anlayıp O’na yalvarmak, zikir ise kalbi Rabbi’ne bağlayıp O’nu muhabbet ve saygıyla anmaktır. İslâm alimleri, Allah’ı çokça zikreden kimselerden olmak için önce beş vakit namazın hakkıyla kılınması gerektiğini söylemişledir. Büyük m&... Devamı