Sizce asıl 'HÖDÜK' kim? Nihat Genç nereye koşuyor?

2008-01-27 20:43:00

    Sizce asıl 'HÖDÜK' kim?Son zamanlarda kameraları, mikrofonları gören bazı kişiler ağız ishali salgınına yakalanınca ortaya abuk sabuk şeyler saçılmaya başladı. O kadar çok konuşuyorlar ki doğru şeyler yanında bir öbek kokuşmuş laflarla dünyamızı kirletiyorlar.Kendisini Türkiye'yi seven tek kişi sanan ve kendisi gibi düşünmeyen hemen herkese ağır eleştirlerde bulunan Nihat Genç'in tavrı tepki topluyor.Bir televizyon kanalında sık sık boy göstererek, sözde görüş ve düşüncelerini izleyenlerine aktaran Nihat Genç adlı kişinin üslûbu, hergeçen gün saygı sınırlarını daha fazla aşıyor. Ne diyeceği belli olmadığı ve canlı program yapmaktan kaçındığı için konuşmaları banttan yayınlanan Genç, son olarak da inandıkları partiye oy veren vatandaşları diline doladı. AK Parti'nin aldığı yüzde 47'lik oy oranını içine sindiremediği gözlenen Genç, iktidar partisine oy verenleri "zeki olmayan, hödük kişiler" olarak niteledi: "Bunlar zeki insanlardan, yazarlardan, ciddi siyasetçilerden oy alamazlar. Bunlar hödükleştirilmiş insanlardan oy alırlar. Atarsın kapılarına iki kilo şeker, beş kilo kömür alırsın oyunu." İfadeleriyle bir siyasi partiye oy veren on milyonlarca Türk vatandaşını "böceğe" benzeten Genç "zeki insanlardan, bayrağına sahip, ülkesine sahip, Amerika'ya diklenen insanlardan oy alamazsınız. BÖCEK'lerden oy alırsınız." diyerek büyük gaflar yaptı. Genç'in iktidarın siyasi ve ekonomik politikalarını eleştirirken, bir siyasi partiye oy veren insanları hedef alan aşağılayıcı sözleri büyük tepki çekti. Söz konusu kişinin hemen her programında bu tür haddini aşan ifadeler kullandığı ve konuşmaları esnasında pek de sağlıklı bir görüntü vermediği hatırlatıldı. ... Devamı

Çok ayıp Ali Kırca ya da gizli kamera sapıklığı

2008-01-18 08:59:00

     Ahmet Taşgetiren bugünkü köşe yazısında Ali Kırca'yı fena eleştirdi; Sen ki bir gizli kamera kurbanısın, şimdi onu, bayanlara karşı kullanman çok ayıp!Sen ki bir gizli kamera kurbanısın, şimdi onu, bayanlara karşı kullanman çok ayıp! Üstelik o bayanlar, senin gizli kamera kurbanı olduğun şartlarla kıyas edilemeyecek derecede masum ortamlarda bulunuyorlar. Başörtülü bir sağlık görevlisi. Evet bir kamu kurumu olan hastanede...Evet, bilinen kıstaslarla yasaklanmış alandalar. Ama sonunda sağlık hizmeti veriyorlar. Ve sen, "bayan" muhabirlerini görevlendirip, "bayan sağlık görevlileri"nin peşine takıyorsun. Bu bayan sağlık görevlilerinin, görevleriyle ilgili bir kusurları var mı? Bir bilgi engeli, bir tecrübe engeli, bir hizmet kusuru var mı? Yok. Kusurları kıyafetleri... Kıyafetleri kirli mi, paslı mı, sağlık hizmeti için engel mi? Hayır. Peki, bu bayan sağlık görevlilerinin giysileri, hastaların tepkisine yol açıyor mu? Hastalar, "Ben bunların giysilerinden dolayı ayrımcılığa uğradığımı düşünüyorum, ben illa da başı örtüsüz bir sağlık görevlisi isterim" gibi bir tepki mi vermişler? O da yok. Ama yasak giysiler içinde bu sağlık personeli. Sırf dini bir görev gereği takıldıkları için yasaklanmış olan giysiler içinde. Hizmet veriyorlar. İğne yapıyorlar. Tansiyon ölçüyorlar. Tahlil yapıyorlar. Bir çocuğun başını okşuyor ya da bir hastaya moral veriyorlar. Kadın erkek ayrımı yapmadan hasta muayene ediyorlar, gerekli tedaviyi uyguluyorlar. Yani sağlık taşıyorlar. Ve sizin muhabirleriniz, bu kıyafetle neden sağlık hizmeti veriyorsunuz, diye sorguya çekmeye kalkışıyor. Bir zağar gibi avının peşine düşüp kovalıyor hastane koridorlarında. Bu görüntüleri daha baştan izlerken utanmadınız mı? Kendinizi bir Gestapo şefi rolünde görmediniz mi? "Bu kadarı fazla, bu kadarı işkence, bu kadarı insanlık dışı" sözcükleri dökülmedi mi dilinizden? "Sağlık hizmeti içinde başörtülü olsa ne olur, başı açık olsa ne olur" gibi minik bir ... Devamı

Tuvalet taşları yüzünden evi terk etmek mi gerekir?

2008-01-17 09:27:00

Anlatılana bakılırsa şimdiye kadar bulundukları yerlerde alafranga tuvalet hiç kullanmamışlar. Hep zemin seviyesinde yerleştirilen alaturka tuvalet taşı varmış evlerinde. Aldıkları yeni evde ise alaturkası yok, alafrangası da kıbleye yönelik şekilde konmuş haldeymiş... Bu durumda ya kıbleye karşı olmayan alaturkasını koymalılarmış ya da burasını terk etmelilermiş. Kıbleye yönelik alafrangası kullanılmazmış. Değerlendirmeleri bize böyle anlatan okuyucum şöyle devam ediyor: - Benim bildiğim kadarıyla bu, evi terk ettirecek kadar büyütülecek bir durum olmamalıdır. Ama bazıları bu konuyu evi terk etmeye kadar ileriye götürüyorlar. Bize bu mevzuda bilgi verirseniz geldiğimiz evin huzurunu yaşayabileceğiz. Yoksa evde yer taşının bulunmaması, alafranganın da kıbleye yönelik halde konmuş olması aldığımız yeni evi terk etmeye kadar götürecek bizi. *** Cevap: Efendim "Sünnet Işığında Hayat" kitabında bu konuya açıklık getirmeye çalışmıştık. Oradaki bilgiye baktığımızda tuvalet taşı konusundaki bu titizliğin temelinin temizliğe dayandığını görmekteyiz. Tuvalet temizliği konusunda hadis bizlere şöyle ikazda bulunmaktadır: - Tuvalette idrar sıçramasından kaçının. Çünkü kabir azabının çoğu idrar sıçramasından kaynaklanmaktadır! Demek ki tuvalet esnasında, elbisemizi ve bedenimizi her türlü kirlerden, hatta idrar sıçramasından temiz tutmamız gerekmektedir. Öyle ise tuvaletlerde aradığımız özellik, bu temizliği tam temin eden özelliktir. İdrar sıçratan, bedende dışkı bulaşığı bırakan yapılanma, temizlik ihtiyacımızı tam karşılayan yapılanma değildir. Konunun aslı budur. Meseleye böyle bakınca modern tuvalet taşlarının hangisi bu temizliği daha mükemmel temin ediyorsa, idrar sıçratmadan hangisi daha uzak tutuyorsa tercihe layık görülecek de o yapılanma olması lazım gelir. Peygamberimizden hem ayakta hem de yere yakınlaşarak idrar etme örnekleri verilmektedir. Demek ki her ikisinin de caiz olduğu; ancak her iki halde de esas olanın, idrarı... Devamı

Allah Kelamı'na Hürmetin Şahitleri:MUSHAF MUHAFAZALARI

2008-01-15 10:25:00

Kalbi genç bir ihtiyar, duvarda asılı duran muhafazaya uzandı. Titreyen eli, Allah Kelâmı’nı saygıyla yerinden aldı. Eskimez, solmaz dostuna baktı bir süre, muhabbetle öptü. Genç bir hafıza uzattı okusun diye. Okusun, ruhunu çoştursun diye. Ve gür sesi doldurdu odayı hafızın. Yalnızca oda değil, kalpler de doldu çoşkuyla. Gözler bir kez daha yaşardı, şah damarından yakın Dost’un hasretiyle. Kur’an sayfaları, ilk defa Hz. Ebu Bekir r.a.’ın halifeliği zamanında bir araya getirilip ciltlendi. Yani “mushaf” haline getirildi. Önceleri bir aradaki birkaç sayfa için kullanılan mushaf sözü, sonra bütün sayfaların bir arada olduğu Kur’an için kullanılır oldu. Tahmin edileceği üzere, o dönemlerde mushaflar şimdiki gibi çarşı- pazarda satılmıyordu. Talep üzerine hattatlara yazdırılarak çoğaltılıyordu. Hattatlarca yazılan Kur’an’lar, büyük bir özenle süsleniyor, sonra da ciltleniyordu. Tarih boyunca nice emek ve dikkatle yazılan ve süslenen mushaflara, yine aynı titizlikle muhafazalarda yapıldı. Çoğu zaman muhafazalar da sipariş üzerine yapılıyordu. Tıpkı Kur’an’ın talep üzerine yazılması gibi. Kur’an muhafazalarının en güzel örnekleri, aynı zamanda eşsiz bir gümüş işçiliğinin de örnekleridir. Ustalar gümüş muhafazayı hazırlarken, önce gümüş levhayı ön ve arka yüzler için ayrı, alt ve yan kenarlar için ... Devamı